Not:
Yukarıdaki sayfadan:
'23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.
Atatürk, 23 Nisan 1924'te '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır.'
devam kaldığımız yerden....27 Nisan 08 Pazar
Tabii 23 Nisan ı böyle bir ortamda kutlamak istemezdik, ama bu halimize bile belki şükretmemiz gerekiyor... Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili buraya yazdığım notlar kahramanlık duygularını teşvik için yazılmış şeyler değil. Hafızası olmayan bir topluluğa aslında 4.5 tan 5 ile geçmiş bir öğrenci gibi çok kırılgan bir zemin üzerinde başarısının kurulduğunu hatırlatmak... Atatürk bunu biliyordu, bu yüzden 1920 li yılların devrimlerini yapma gereksinimi duydu. Savaşta ölmekle iş bitmiyor. Bu zaten milletçe en iyi yaptığımız şeylerden biri, başka çıkış yolu kalmayınca... Niye bir bireyin devleti ve vatanı yaptığı ve yapabileceği en büyük feragatı küçümsüyorum diye sorulabilir... Ölüm bireyin vucüdunun bir durumudur. Vucüt ile savaşmıyor karşınızdakiler... Gündelik hayatta azar, azar 'ölmek' gerekiyor...Batı böyle yapıyor mesela... Siz 0 ve 100 arasında gitmeye çalışıyorsunuz hala... Onlar 50 ye sabitlediler olayı... Gerçi bu yüzden biraz yaşlı ve tutucu toplumlar oldular ama yine de zengin yaşlı toplumlar olarak 'saf, genç, kendini fakir zannedip, zengin olmaya çalışanlar'lar üstünde hakimiyet kurmaları mümkün oluyor bazen...
***
Eğitim en önemli konulardan biri idi. Atatürk bunun farkında idi. Bu konuda yeterince başarılı olamadık. Tevhid i tedrisat sağlanamadı. Hatta bundan uzaklaşmaya çalışanlar çoğunlukta...
Ayrıca bu bütün Türkiye de aynı dogma ile büyümüş insanlar yaratma hedefi değildi. Bazı hedefler yanlış kondu ve yanlış anlaşıldı. Atatürk tapılacak bir ilah değildi mesela onu hiç anlamadan... Atatürk ü anlamadan, ona 'tapma' kültürü cehaletten o kadar abartıldı ki, 'tapma' lar konusunda gereksiz bir rekabet oluşmuş oldu cahil halk için... Yani aslında iki tarafta cahildi ve hala cahil... İki tarafta dogmayı seviyor...
Atatürk ü hiç tanımadığımı yurtdışına çıkınca anladım. Onun hakkında bildiğim şeyler herkesin bildiği önemsiz şeylerdi: iki katlı pembe boyalı bir evde 1881 yılında Selanik te doğmuştu, yaz aylarında kızkardeşi Makbule ile kargaları kovalardı... İnanın seneler sonra aklımda kalan şeyler bunlar idi... Bunlar zaten öğretilmesi bile gerekli olmayan saçma, sapan şeylerdi... Onun bizim için 'sevgili bir amca' olması gerekmiyordu... Zamanın savaşları, politikacıları, düşünce akımları içerisinde Atatürk ü bir yere koymak gerekirdi. Bize ama hiçbir şey öğretilmiyordu ki 'bir tek doğruya (ki o bir dogma idi genellikle) tapma' kültürü dışında...
Atatürk bir düşünür değildi, bu kesin. Zaten tinsel geleneği olmayan bir kültürden de tinsel bir erkek çıkamazdı. O bir Türkün her zaman işe yarayacağını sandığı aktiv kahraman erkek idi, bir askerdi. Çok önemli şeyler, hatta elinden gelenin fazlasını yapmaya çalıştı ama etrafındakiler onun kadar zeki değillerdi bence... Bir asker mecburen stratejik düşünmek zorundadır. Sosyal araştırmacı veya filozof değildir o. Atatürk de böyle biri değildi. Ama zaten içinden çıktığı toplum ne idi ki, ne bekliyorsunuz?
Kültür konularında biraz fazla abarttığını düşünüyor birçok kişi ama bence haklıydı. Atatürk ü bu konuda eleştirenler de bir yere kadar haklı, ama maalesef Atatürk yine daha haklı... Kültür lüksümüzü yitirecek kadar
tutsak durumdaydık, ilk önce o durumdan çıkmak gerekiyordu... Hala çıkamadık bence tutsaklık durumundan... AKP lileri bugün mutlulukla şişiren para tutsaklığın bir parçası aslında, ama bunu anlayamayacak kadar kendilerini seven cahil insanlar çoğu...
Viyana da iken bir gün ders verdiğim sınıflardan birinin tesadüfen sadece müslümanlardan oluştuğunu farkettim. Ben bu konuda devamlı ayırıcı bir bilinci olan insanlardan olmadığım için bunu farketmemiştim bile... Farkettiğim (daha doğrusu farkettirildiğim) anda da pek hoşuma gitmedi açıkçası... İki tane izbandut gibi Çeçen ex-teröristi, bütün şirinliğine, tatlığına rağmen inanılmaz derecede saf ve cahil olan, genç, güzel Mısırlı bir kadın, zeki, uyanık ama derslere gelmeye pek vakti olmayan, yeni geldiği ülkede yaşam mücadelesi veren bir Bangladeşli ve şu anda aklıma gelmeyen başka ülkelerden insanlar. Türkiye den kimse yoktu diye hatırlıyorum. O sınıfta şunu anladım; Atatürk haklı idi... Eğer bir savaş olsa idi -ki var- o insanlarla hiçbir şey yapamazdınız... İyi, tatlı insanlardı ama islam konusunda inanılmaz cahil ve Batı konusunda önyargılı idiler... Hepsi değildi belki ama Çeçen ex-teröristlerden bir tanesi bence
radikal olmaya eğilimli idi... Onları korumak için bile onlara karşı olmak gerekirdi... İslama sığınma ve belki de bu yüzden islamı bence tamamen yanlış yorumlama sebepleri toplumsal cehaletin dışında, bireysel sorunlardan da kaynaklanıyordu muhtemelen... Türkiye deki bazı örneklere birebir benziyorlardı... Ama Allahtan Türkiye bu kadar teokratik 'düşünenler' tarafından oluşmuyor diye düşündüm o zaman... Bunun sebeplerden bir tanesi de Atatürk tü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder