'New' bu kelimenin cazibesine karşı koyamıyorum. Nasıl bazı insanlar özellikle eskiyi sever, ben de yeniyi severim. Hatta son yıllarda sadece başlıyorum....Son yok...Yine, yeni, yeniden...:-))
Aslında dünki nota bir eklenti yapacaktım. John Freely nin hangi kitabını okuyorum, onu yazmadım. 'Kayıp Mesih' adlı kitabını okuyorum.
İngilizlerin ve Fransızların ama yine özellikle İngilizlerin çok iyi bir istihbarat ağı olduğu görülüyor Ortadoğu da. Daha 17.yüzyılda...20.yüzyılda zaten işgal ve sömürü halindeler... Ayrıca
Sabatay Sevi (1626-1676) ile ilgilenmediğim halde bu kitabı başka sebeplerden dolayı okuyorum, ama insan dinler tarihini okudukça gidip Komünist Partisi ne yazılası geliyor...
İnsanlar o kadar kötüler ki...Tanrı şahsen bile gelseydi bu dünyaya, insanların çoğu kıt bilgi ve akıllarıyla onu kendi isteklerine alet etmek isterlerdi... Bundan eminim. Hakimiyet duygularından arınmış bir dinsellik düşlüyorum...Var mı acaba? Laiklik çok önemli. Laiklik, laiklik ve yine laiklik olması lazım.
Bu arada kitap niye bilmiyorum aklıma 11.Eylül 2001 i getirdi...Burası da zaten serbest çağrışım sayfası... İngilizlerin ve Amerikalıların bölgede ciddi hakimiyeti söz konusu, 11 Eylül ü bilmemeleri imkansız. Kimbilir bilmediğimiz neler vardır...
Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eylül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010-09-01
2010-04-14
Adorno 11 Eylül 1903_6Ağustos 1969
Bugün Adorno nun rüya kayıtlarını (1934 Ocak ayından 12 Nisan 1969 a kadar) içeren ince bir kitap geçti elime, uzun bir süre önce alınmış, ama tam olarak okunmamış olan...
Kitabı şimdi daha iyi anlayabiliyorum...
Rüyaları neden seviyorum? Rüyalar dürüsttür ve bazen son derece kesin olabilirler...Kati. İnsanın kendi iradesinin üzerinde bir hakimiyetleri vardır. Bütün rüyaların değil tabii ki. Herkesin rüyası da bir değildir. Adorno zaten herkes değildi, Adorno Adorno idi. Freud un Freud, Jung un Jung olması gibi...Adorno aynı zamanda bir insan idi tabii, hepimiz gibi...Felsefi bir sorun işte yine:-))
Rüyalar derin ve söylenemeyecek olan şeylerle uğraşırlar, bu yüzden de belki benim gibi yüzeysel olmayı seven ve geveze insanları ilgilendirirler...
Rüyalar belki de Adorno nun bütün yazdıklarından daha gerçek. Adorno çok zeki ve hassas bir insandı, bunu söylemeye herhalde gerek yok ama yine de tekrarlayalım. Bir şeyleri hissetmiş olmalı bu rüyaları yazarken, yoksa yazmazdı büyük bir ihtimalle. Hayat boyu çözemediği problemleri bu rüyalarda hissetmiş olmalı...Rüyaların (bazı rüyaların diyelim) gerçekliği yaşadığımız hayatın üzerindeki bir gerçekliği gösterir. Bu yüzden rüyadan kaçış olmaz. Kesin ve katı gerçeği gösterir bazı rüyalar bireye. Ama bunu yaparken birey hiç de umurlarında olmayabilir...
Batı sanatına da konu olmuş olan Yusuf un rüya tabirlerinden bir tanesini hatırlayalım. Yusuf beraberinde hapiste olan iki kişiden birine yarın asılacağını ve ölü kafasını kuşların didikleyeceğini söyler. Bu söylenen kişi açısından korkunç birşey değil mi? Rüya için sadece bir görüntüden ibarettir bu gerçek...Kesin gerçektir ama bireyin hayatı açısından önemsizdir... Bu enteresan değil mi?
Kitabı şimdi daha iyi anlayabiliyorum...
Rüyaları neden seviyorum? Rüyalar dürüsttür ve bazen son derece kesin olabilirler...Kati. İnsanın kendi iradesinin üzerinde bir hakimiyetleri vardır. Bütün rüyaların değil tabii ki. Herkesin rüyası da bir değildir. Adorno zaten herkes değildi, Adorno Adorno idi. Freud un Freud, Jung un Jung olması gibi...Adorno aynı zamanda bir insan idi tabii, hepimiz gibi...Felsefi bir sorun işte yine:-))
Rüyalar derin ve söylenemeyecek olan şeylerle uğraşırlar, bu yüzden de belki benim gibi yüzeysel olmayı seven ve geveze insanları ilgilendirirler...
Rüyalar belki de Adorno nun bütün yazdıklarından daha gerçek. Adorno çok zeki ve hassas bir insandı, bunu söylemeye herhalde gerek yok ama yine de tekrarlayalım. Bir şeyleri hissetmiş olmalı bu rüyaları yazarken, yoksa yazmazdı büyük bir ihtimalle. Hayat boyu çözemediği problemleri bu rüyalarda hissetmiş olmalı...Rüyaların (bazı rüyaların diyelim) gerçekliği yaşadığımız hayatın üzerindeki bir gerçekliği gösterir. Bu yüzden rüyadan kaçış olmaz. Kesin ve katı gerçeği gösterir bazı rüyalar bireye. Ama bunu yaparken birey hiç de umurlarında olmayabilir...
Batı sanatına da konu olmuş olan Yusuf un rüya tabirlerinden bir tanesini hatırlayalım. Yusuf beraberinde hapiste olan iki kişiden birine yarın asılacağını ve ölü kafasını kuşların didikleyeceğini söyler. Bu söylenen kişi açısından korkunç birşey değil mi? Rüya için sadece bir görüntüden ibarettir bu gerçek...Kesin gerçektir ama bireyin hayatı açısından önemsizdir... Bu enteresan değil mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
