TOPRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TOPRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2010-01-20

Demeter veya niye kış var?


Demeter Yunan Mitolojisinde bereketi, toprağı sembolize eden tanrıça. Hikayeye göre yeraltı tanrısı Hades Demeter in kızı Persephone yi kaçırınca yeryüzünde bereketsizlik oluşuyor ve insanlar açlıktan korkmaya başlıyorlar.Bunun üzerine Zeus bir yolunu bulup Persephone yi yeraltından çıkartmaya çalışıyor. Hades bunun mümkün olmadığını söyleyince bir anlaşma yapıyorlar. Bunun üzerine Persephone yılın 8 ayını annesinin yanında Olimpos dağlarında ve yılın 4 ayını da Hades in yanında geçiriyor. İşte anlaşmayı iyi beceremeyenler de uzun kış yaşıyor:-)))) Tabii bunu ben ekledim...Ve tabii ki hikayeyi çok kısalttım ve artı o kadar çok versiyonunu okudum ki, hepsinde de ayrı bir sayı vardı kış ayları konusunda... Ama bence en 'mantıklısı' bu idi...
Efenim ben kışı sevmem, hele de bu Ocak ve Şubat ayları param olsa yerküre değiştireceğim aylardan...Şikayetçi değilim, olsam ne yazar zaten. Dün Istanbul da senenin ilk karı yağdı, bugün de kayboldu. Herhalde bir dahaki seneye kadar kar görmeyiz. Bu şekilde olunca kar güzel tabii, sabah var, öğlen yok.

Demeter in hikayesi hakkında nette daha çok şeyler bulabilirsiniz. Resim Alfons Mucha nın kış posteri...

2008-04-29

Tarim Bakani istifa!


Tarim Bakani Mehmet Mehdi Eker hakkında MHP tarafından gensoru önerisi verildi. AKP nin olmayan tarım politikası açıklarını vermeye başladı. Tarım konusunda aydınlar (ki kendilerinin bu konuda en ufak bir çıkarları olmamasına rağmen) uzun süredir uyarıyorlar ama bütün desteğini bir kısım yeni zengin, sanayici ve tüccardan, dış bağlantılardan ve şehirdeki mutsuz göçmenlerden alan AKP nin tarım ufku zaten olamaz... Tamamen demagoji yapmak zorunda kaldılar mecliste kendilerini savunurken... 'Efenim eskiden daha mı iyi idi?' Bu klasik bir savunma eleştirilere karşılık veremeyince. Başka zamanlarda başkaları ile yaptığım konuşmalarda da bunu sık işitiyorum. Bu bence çok saçma bir anlayış. Bence Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller hapishanede olması gereken kişiler ama bu konu ile bunun doğrudan ilgisi yok. Şimdi siz hükümettesiniz ve tabii ki sizi muhatap alacağız ülkemiz için bir yanlış olduğunda. Bundan daha doğal birşey olamaz...
'Bizim sanayicilerimiz, tüccarlarımız çok rahat bir şekilde ithalatlarını yapıyorlar.' İşte aynen bu cümleyi söylüyor şu anda Tarım Bakanı... Biz biliyoruz sizin kimleri zengin etmeye çalıştığınızı... Aman ithalat olsun, cepler kolay para dolsun...Ülkede özelleştirme yapmaktan başka birşey bilmeyen AKP nin hangi kesimin arkasında olduğu çok açıktır...
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy, CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin, MHP İzmir Milletvekili Oktay Vural ve DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak
partileri adına konuştular ve ilk defa bu partilerin hepsi aynı görüşteydi. Görünen köy kılavuz istemez zaten. AKP nin dış politikasının berbatlığı bir tarafa, ekonomi ve tarım politikalarının olmaması da cabası...Sat ye, bundan daha güzeli mi olur? Muhalefet yapanları da sustur... 1 Mayıs ta ufak bir grup toplanabilirmiş, ama ne öyle binlerce insan bir araya gelemezmiş... Demokrasi piri konuştu...
Tek kadın konuşmacı Gültan Kışanak olduğu için onun fotoğrafını koyuyorum buraya.
Bu arada son günlerde yapılan baskı ile Türkiye de pirincin fiyatı yaklaşık 1 Euro ya düşürülmeye çalışıldı. Ki bu da pahalı aslında Türkiye için... Bu uzun vadeli bir politikanın sonucu, burda AKP tek başına rol oynamadı, bu doğru, bu süreç uzun bir süredir var olan bir süreç ama AKP zamanında hızlandırıldı, bazı yerlere bazı şeyler karşılığında söz verildiği gibi... Ama zaten AKP nin savunmaya çalıştığı politika yanlış, kimin kazandığı, kimin kaybettiği çok açık bu politikalarda...
Ben daha bu konular gündeme çıkmadan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nın internet sayfasına bakmıştım ve şok olmuştum... Ülkedeki birçok aşağılık kompleksli Türk gibi
(Ali Sirmen in 'lümpen liberaller' diye bir tabiri var, bence tam olarak betimlemiyor bu kişileri, fazla kibar ve entellektüel kaçıyor. Tabii başka ve daha doğru kavramlar Ali Sirmen in seviyesinin altında olabilir, bunu anlayabiliyorum.)
onlar da AB yi doğal ve Türkiye içerisinde otoritesi sorgulanamaz bir tür üst padişah gibi görüyorlardı... Sanki ekonomiyi IMF ye, geri kalanları da AB ye bağladınız mı, evvel Allah bu ülkede kimse sizin hızınızı kesemezdi... Gelsin satışlar, gelsin paralar... Çok yanılıyorsunuz... Bu halk padişahları da, padişahlığa özenenleri de başından atmayı bilmiştir geçmişte.
Şunu da eklemek istiyorum. Türk esnafı genel olarak ahlaksızdır. Evet, AKP den evvel de ahlaksızdılar ama ben bu dönemdeki kadar müthiş bir ahlaksızlığa Istanbul da daha evvel rastlamadım. Döner fiyatlarına bir bakın veya başka basit günlük tüketim maddelerine...'Herkes istediğini, istediği fiyata kazıklar.' demek değil serbest piyasa ekonomisi, o Türklerin bizatihi 'uyanık ve dolandırıcı kasabalı' yorumu. Liberalizm diye birşey ama sizin o kavramla alakanız olamaz... Siz ceplerini biran evvel doldurmak isteyen basit dolandırıcılarsınız ve bunun bir faturası olmayacağını zannediyorsunuz. Konu ile doğrudan ilgisi olmamasına rağmen son bir cümle eklemek istiyorum, dün okuduğum ve başka bir saha ile ilgili olan bir metinden...
'Doğada her suç cezasını bulur.'

2008-01-21

Terra madre

Terra madre, toprak ana demek... Slow food diye birşey duydunuz mu hiç?
Fast Food a karşı bir tepki ve bence çok haklı bir tepki...
Herşeyi ucuz yapmak için doğaya karşı cinayetler işleniyor uzun zamandır.
Bu giderek yaygınlaşıyor ve son tüketicinin haberi bile olmuyor birçok şeyden...
Mesela sağlıklı zannedilen hindi eti yağlı olmasın diye hayvanların az beslendirildiğini ve antibiotiklerle hastalıklara karşı korunduklarını biliyor muydunuz ? (İnsanlar o eti yiyince kansorejen olabilecek kimyasal maddeleri de yemiş oluyorlar...)
Normal bir tavuk 6 ayda yetişirken tavuk KZ lerinde (bu Almanca dan bir çeviri ama bence olayı gayet iyi tarif ediyor, yani Nazi kamplarının tavuklar için yapılmış olanı) 3 aya indirgenmiş bu süre sadece daha fazla para kazanabilmek için...iğğrennç! Tavuklar geceleri ayakta tutulup zorla besleniyorlarmış bir an evvel yağlansınlar diye...
Daha böyle çok hikaye var...
Yani bööyüük endüstri kuracağım diye uğraşanlar bu vakitte bence aptal... Kurmuş olanlar da katil. Yani modernitenin her aşaması hemen taklit edilmesi gereken iyi bir şey değildi. Ama Türkiye gibi kendi aklı olmayan ve tamamen herşeyi dışarı bakarak kopyalamaya çalışan, kendi değerleri olmayan toplumlar modernitenin her aşamasını hemen taklit etmeye çalışıyorlar... İşin en güzel tarafı en önden koşayım derken en arkada kalacaksınız... Unutmayın dünya yuvarlaktır, eskiden Batı da sanıldığı gibi bir dikdörtgen tabaka değildir... Hele fallokratik bir çizgi (Batı nın en sevdiği kültür imgesi bence) hiç değildir... Dünyanın kenarına gidince düşmezsiniz, uzaya çıktığınızda başınız göğe ermez.... Toprağa karşı çok nankörüz...

2007-12-03

Doğa Ekonomi Aydınlanma Quesnay



Quesnay bir Fransız filozofu. Sadece onun teorileri ile bile bilginin 'en iyiye' doğru linear ilerlemediğini göstermek mümkün. (mesela Quesnay in ekonomik tablosunda daha doğa önemli bir rol oynarken, öteki yüzyıllarda tamamen eleniyor. Tablonun kendisi şimdiki zaman için ilginç olmayabilir ama bilim tarihi ve felsefe açısından önemli) Bunun için en yeni şeylerin sadece yenilikleri takip ederek çıkarılmasına imkan yok aslında. Bilgi toplama ve doğrulama asla linear ilerleyen birşey değil.
Quesnay ilk 'ekonomik tablo' yu yapıyor. İlginç olan dolaşım gibi önemli bir fikrin Batı yı bulmuş olması o sıralarda. (sonunda!) Kan dolaşımı fikri, bir ekonomik dolaşım fikrini de çağrıştırıyor...
Halbuki Batı senelerce böyle şeylere direndi. Bütün doğu bilgeliklerinde dolaşım fikri varken, Batı kendini üstün görüyordu bu fikre uymamak ile...
Kybernetik de mesela Almanların yahudilerden öğrendiği ve sonradan geliştirmeye çalıştığı bir soyutlama şekli... Yoksa Batı çok dar ve sığ sularda yüzmeye çalışıyordu. Dünya yuvarlak olamazdı, herşey önceden belirli ve tek yönlü bir ilişkiler yumağı içerisinde görülüyordu. Neden- sonuç ilişkisi de sadece tek yönlü ve çok sert bir şekilde kabul edilmişti. Engizisyonun sertliğine, dar kafalığına sebebiyet veren şeylerin başında kilisedeki kişilerin gerçek bilgeler değil, güç peşinde koşan sefiller olması geliyordu. Batı Eski Yunan ın zıtlıklarını, çelişkilerini yok etmeye, temizlemeye, daha iyisini yapmaya yeltenmişken, sonuç tam tersi olmuştu.
Aristoteles in en sevdikleri cümlesini her şeye uygulayabileceklerini, hiç anlamadıkları Doğu nun bilgeliklerini bu şekilde geçebileceklerini zannediyorlardı.

„Doch das sicherste Prinzip von allen ist das, bei dem eine Täuschung unmöglich ist [...] Welches das aber ist, wollen wir nun angeben: Denn es ist unmöglich, dass dasselbe demselben in derselben Beziehung zugleich zukomme und nicht zukomme. [...] Doch wir haben eben angenommen, es sei unmöglich, dass etwas zugleich sei und nicht sei.“
– Aristoteles: Metaphysik 1005b

Birşey aynı anda siyah ve beyaz olamaz. gibi...

Bu belli durumlarda geçerli olması gereken iddianın sınırlarını anlamadılar ve bu iddiayı kendi yapısallarında başka anlamlar ile yüklediler... Hiçbir şey nötr değildir ve kalmaz zaman içerisinde... Tabii ki Aristoteles ile Thomas Aquin in Aristoteles i okuması arasında fark olacaktır, bundan daha doğal ne olabilir ?

2007-09-03

Suni Gübre

Metin Münir bir süreden beri herkesi ilgilendiren önemli şeyler yazıyor.
Bir örnek vermek istiyorum suni gübre sorununa...
Ukrayna da suni gübrenin ulaşamadığı yerler varmış, orada fakir çiftçilerin yetiştirdikleri birdenbire iki misli kazandırmaya başlamış, çünkü hakiki imişler...Yani doğal gübre ile yetişmiş doğal ürünler... Aslında bu Ukrayna da olan şey amaçlı değildi. Kapitalizmin varamadığı noktalardan biri olduğu için tesadüfen cereyan etti olay...
Türkiye suni gübreden, hormana her türlü kimyasal maddenin tarımda bilinçsizce ve yanlış kullanıldığı bir yer olarak geçiyor yurt dışında. Ben zaten senelerdir kendim de izliyorum Istanbul daki çeşitliliğin azalmasını ;mesela ben bu sene yerli çilek görmedim. Üzümün çeşitleri yok oldu ortadan... Çavuş, yapıncak ve daha başka türlüleri yok muydu bunlarn? İtalya da yetişen bir tür sanki ortalığı zapt etti.
Meyve ve sebzenin o sevimsiz, soğuk Avrupa nın süper market fiyatlarına ulaşmasını ben dehşetle takip ediyorum. Görüntü de aynılaşıyor bazen... Sanki bir ordu düzenleniyormuşcasına tektipleştirilmiş meyve ve sebzeler... Felsefe ile bağdaştırıyorum kafamda bazı şekilleri. Modernite nin tektipleştirme hırsı sanki meyve ve sebzeyi bile vurmuş... Kontrol ve tektipleştirme...
Topraktan ürün aynı boynada ve aynı renkte çıkmaz... Çocukluğunuzdaki domatesleri hatırlayın, hiçbiri birine benziyor muydu?
Şimdi ise hepsi aynı boy nerdeyse... Avrupa daki kadar extrem değil, bunu biliyorum... Ama bu marketteki düzen 'Avrupalı nın doğadan anladığı işte bu!' diye düşündürtmüştür bana hep... Aynı boy ve aynı renkte cahilce bir 'güzellik' anlayışı ile üretilmiş tatsız domatesler... Dışı güzel, içi tatsız... A.B.D. nin bize kakaladığı o berbat muzlar gibi... Ama yine de yiyoruz işte...
Ökolojik Devrim in felsefe ile çok yakın ilişkisi var. Okuyacak şey de çok var, yazacak da... Altta dünkü Milliyet ten bir yazı...

p.s. Bu arada birşey eklemeyi unuttum. Ayrıca çürümüş kemikleri bitkilerden beslenmesi gereken sığırlara yedirmek kötü bir ün yapmış olan protestan İngiliz vahşi kapitalizminin bir fikri idi ve deli dana salgınına sebep oldu.

Milliyet, 2 Eylül 2007, Metin Münir

Lawes'un yaptığı ve yapmadığı

Suni gübrenin babası, John Bennet Lawes adlı bir İngilizdir. Aslında Lawes için suni gübrenin amcası demek belki daha doğru olur. Çünkü, bazı maddeleri toprağa katmanın verimi artırdığını ilk Justus von Leibig isimli bir Alman keşfetti. Ama Leibig ne buluşunun patentini aldı ne de ticari olarak geliştirdi.
Lawes ise Leibig'in önerdiği maddeleri (ezilmiş kemikti bunlar) kendi topraklarında kullanıp olumlu sonuç alınca, 1841'de dünyanın ilk suni gübre fabrikasını kurarak ve çarçabuk zengin oldu.
Lawes'un, Londra'nın kuzeyindeki Hertforshire eyaletinde ailesinden kalan toprakları vardı. Burada bir laboratuvar kurdu ve toprak verimini yapay maddelerle artırmanın başka yöntemlerini de keşfetti.
Aynı yerde dünyanın ilk deneme çiftliğini kurdu. Arazisini iki parsele ayırdı. Birine beyaz şalgam, diğerine buğday ekti. Parselleri 22 parçaya böldü ve her birinde yeni gübre bileşimleri kullandı.
Bu deneyler esnasında azot ve fosfatın faydalarını ortaya çıkardı, ama bir sonuç bunlardan fazla ilgisini çekti: Azot, bitkileri azdırıyordu. Ama, azot kullanan tarlalarda bitki çeşitliliği azalıyordu. Azotla gübrelenmiş parsellerde sadece 3 tür bitki büyürken gübrelenmemiş olanlarda yabani ot, baklagil, vesaire türünden 50 bitki vardı.
Suni gübre verimi artırıyor, ama doğanın çeşitliliğini azaltıyordu.
Lawes başını kaşıyıp yeni bir deneye girişti.
1882'de, arazisinde, üzerinde buğday ürünü bulunan 2,000 metrekarelik bir alanı çitlerle çevirtti ve doğal haline bıraktı.
Buğdaylar yeşerdi, sarardı ve yere döküldü. Bir sene sonra aynı şey oldu, ama artık buğday, toprağa gelen yabani otlar ve sarmaşıklarla rekabet halindeydi. 1886'da sadece üç sap buğday büyüdü. Yabani ot çeşitleri arttı, kır çiçekleri ve yabani orkideler görüldü.
Bir yıl sonra buğday tamamen yok oldu. Tarım başlamadan önce çevrede saltanat süren bitki örtüsü tarlaya yeniden hükümran oldu.
On yıl geçtikten sonra bitki örtüsü daha da zenginleşti. Fındık, alıç, dişbudak, meşe fidanları boy gösterdi.
Tarla, Romalılardan beri buğday arazisi olarak kullanılıyordu. Kendi halinde bırakıldıktan sonra yılların geçişiyle, doğal haline avdet etmeye devam etti ve ormana dönüştü.
1915'te fındık, alıç, dişbudak ve meşeye 10 başka ağaç türü katıldı. 1938'de tarlanın çevresinde söğüt ağaçları belirdi. Daha sonra bunlar yerlerini bektaşi üzümü ve porsuk ağaçlarına bırakmaya başladılar.
Lawes'un başlattığı deney devam ediyor. Ama sonuç çoktan belli: Toprak doğal haline bırakıldığında, kendiliğinden, tarımdan önceki haline avdet eder. Rüzgârın getirdiği, sellerin emanet ettiği, kuşların bıraktığı, hayvan postuna takılıp seyahat eden tohumlar; suların berrak ve temiz aktığı, havanın baldan tatlı koktuğu cenneti geri getirir.
Bunun için yakında hükümet, "Orman vasfını kaybetmiş arazidir, satalım da Hazine'ye para girsin" teranesiyle yeniden karşınıza çıktığında inanmayın. Kandırılıyorsunuz. Nasıl saçı kesilen insan, insan olma vasfını kaybetmezse, ağaçları kesilen, yakılan orman da orman olma vasfını kaybetmez.
Oralarda yapılacak en iyi şey, Lawes'un yaptığı gibi, hiçbir şey yapmamaktır.

NOT: Yarından itibaren bir hafta kadar tatil yapacağım.