Das ist ein sehr bekanntes Buch, ich weiss. Wir waren alle mal Anfaenger. Das Buch hatte mir eine Freundin geschenkt gehabt, glaube ich. Ich weiss nicht mehr genau...Oder ich habe es einfach in dem Zimmer gefunden, wo ich damals gewohnt habe und habe angefangen zu lesen...? Das Buch ist sicher ein Teil meines Lebens. Es war das erste Buch, das ich von Erich Fromm gelesen habe...
Heute, beim Aufraeumen wieder, habe einen alten Umschlag gefunden aus meiner Studiumzeit. Aus Tübingen. Ich war überrascht, habe am Anfang nicht einmal verstanden, worum es handelt. Und dass dieses Müllstück so lange überlebt hat, war auch erstaunlich. Irgendwelche Broschüre von der Erich Fromm Gesellschaft sollten drinnen sein...So lange her schon...
Was mir von Erich Fromm immer wieder in letzter Zeit einfaellt, ist die Theorie von den Phasen des Kapitalismus... Erste Phase des Kapitalismus und Sex; zweite Phase des Kapitalismus und Sex...In der ersten Phase des K. war alles auf langfristig eingestellt. Enthaltsamkeit war eine Tugend. Die Schichten, die Geld gehabt haben, haben auch Produkte gekauft, die langlebig waren...Und das war damals eine Selbsverstaendlichkeit... Die Medien waren in einem erzieherischen Ton und nicht aufputschend so wie heute...
In der zweiten Phase des Kapitalismus war schon alles anders... Kapitalismus hat die Triebe entdeckt gehabt und wollte sie für sich selber benützen...EAT, PAY,WORK war die Devise...Das heisst; die Medien waren nur Aufputscher für mehr Konsum...Und es sollte alles kurzlebig sein, sowie die Produkte, die wir kaufen...Keine besondere Qualitaet, besteht nur noch in der Garantiezeit, wenn überhaupt. Schnell zum Wegzuschmeissen und ein Neues kaufen...Das neue Produkt ist meistens auch nicht viel besser aber für die kurzlebige Konsumzeit essentiell...Und so geht es weiter...
Diese Gedankenreste sind nicht aus dem obigen Buch, aber im Nachhinein kommt mir vor, dass das Gleichgewicht zwischen Haben und Sein schon laengst ein Problem war...
Oda Toplama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oda Toplama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2011-01-02
2010-07-23
Sulu Köfte
Evet, günün anlam ve önemi sulu köfte! Bugün hayatıma anlam verecek başka birşey bulamıyorum...Gazetelere bakmıyorum, belli mi olur, ben de belki Mustafa Balbay gibi olurum...Erdoğan ona da ağlar herhalde biraz zaman geçtikten sonra...
Hayatımda hiç sulu köfte yapmamıştım, bugüne kadar...İnterneti bazıları böyle bir iş için riskli buluyor ama ben interneti sonuna kadar savunanlardanım...Geleneği koruma yöntemlerinden biri bütün bu teknik araçlar...
Evet, tam anneminki gibi olmadı...İstediğim gibi demiyorum, anneminki gibi diyorum, çünkü sulu köfte öyle birinci derecede sevdiğim şeylerden değildir...Annem sanki birgün hafızasının iflas edeceğini bilirmiş gibi, onun yaptığı herşeyi benim de yapmamı isterdi...Ama da hiç iyi bir öğretmen değildi maalesef...İnternette çok tarif var, genellikle birkaç tarif okuyup, kendi aklıma göre birşeyler yapıyorum...Bazen de ama bir tarifte kalmak iyi oluyor, tam indirmeye yakın, acaba bu tarifin daha iyisi var mıydı deyince...Olmadı...
Bu arada konu ile hiç alakası yok ama fundiler bir yemek kitabı çıkartmışlar, nasıl kendilerini belli ediyorlar, olmaz böyle birşey!!!! Bi de para verip, aldık onu! Fikir benim değildi...
İlk bulduğum sulu köfte tarifini yazacağım buraya:
(bu arada havuç burda bence fazla...ve de maydanoz eksik galiba...)
Hazırlanışı,
1. Pirinçleri iyice yıkayın süzün ve bir kaba alın, üzerine soğanı
rendeleyin.
2. Kıymayı, tuzu ,pul biberi ve karabiberi ilave edip yoğurun.
3. 1 çorba kaşığı unu ilave edin ve tekrar yoğurun. Elinizi hafifçe
ıslatarak, bilye iriliğinde köfteler yapın.
4. Tencereye 5 su bardağı su ve ½ çay bardağı sıvı yağı ilave edip
kaynamaya bırakın.
5. Havuçları küp küp doğrayıp tencereye ekleyin.
6. Köfteleri una bulayıp kaynayan suyun içine atıp 15 dakika haşlayın.
7. Terbiyesi için uygun bir kaseye bir adet yumurtayı,1/3 limonun
suyunu az miktar tuzu,1 yemek kaşığı unu alın ve çatal yardımıyla
karıştırın.
8. Kaynayan köftelerin içine dökün ve 5-10 dakika daha pişirip ocaktan
alın.
9. Çorba kaselerine alın ve sıcak servis edin.
Afiyet olsun
Burcu Kuran
Yüksek Topuklar Yemek Editörü
alıntının sonu
Yemek yapın! Herkes yemek yapsın! Nasıl imam içki içmeyin, pekmez için, diyor, ben de size yemek yapın diyorum! Ordular ilk hedefiniz Akdeniz! :-)))
Hayatımda hiç sulu köfte yapmamıştım, bugüne kadar...İnterneti bazıları böyle bir iş için riskli buluyor ama ben interneti sonuna kadar savunanlardanım...Geleneği koruma yöntemlerinden biri bütün bu teknik araçlar...
Evet, tam anneminki gibi olmadı...İstediğim gibi demiyorum, anneminki gibi diyorum, çünkü sulu köfte öyle birinci derecede sevdiğim şeylerden değildir...Annem sanki birgün hafızasının iflas edeceğini bilirmiş gibi, onun yaptığı herşeyi benim de yapmamı isterdi...Ama da hiç iyi bir öğretmen değildi maalesef...İnternette çok tarif var, genellikle birkaç tarif okuyup, kendi aklıma göre birşeyler yapıyorum...Bazen de ama bir tarifte kalmak iyi oluyor, tam indirmeye yakın, acaba bu tarifin daha iyisi var mıydı deyince...Olmadı...
Bu arada konu ile hiç alakası yok ama fundiler bir yemek kitabı çıkartmışlar, nasıl kendilerini belli ediyorlar, olmaz böyle birşey!!!! Bi de para verip, aldık onu! Fikir benim değildi...
İlk bulduğum sulu köfte tarifini yazacağım buraya:
(bu arada havuç burda bence fazla...ve de maydanoz eksik galiba...)
Hazırlanışı,
1. Pirinçleri iyice yıkayın süzün ve bir kaba alın, üzerine soğanı
rendeleyin.
2. Kıymayı, tuzu ,pul biberi ve karabiberi ilave edip yoğurun.
3. 1 çorba kaşığı unu ilave edin ve tekrar yoğurun. Elinizi hafifçe
ıslatarak, bilye iriliğinde köfteler yapın.
4. Tencereye 5 su bardağı su ve ½ çay bardağı sıvı yağı ilave edip
kaynamaya bırakın.
5. Havuçları küp küp doğrayıp tencereye ekleyin.
6. Köfteleri una bulayıp kaynayan suyun içine atıp 15 dakika haşlayın.
7. Terbiyesi için uygun bir kaseye bir adet yumurtayı,1/3 limonun
suyunu az miktar tuzu,1 yemek kaşığı unu alın ve çatal yardımıyla
karıştırın.
8. Kaynayan köftelerin içine dökün ve 5-10 dakika daha pişirip ocaktan
alın.
9. Çorba kaselerine alın ve sıcak servis edin.
Afiyet olsun
Burcu Kuran
Yüksek Topuklar Yemek Editörü
alıntının sonu
Yemek yapın! Herkes yemek yapsın! Nasıl imam içki içmeyin, pekmez için, diyor, ben de size yemek yapın diyorum! Ordular ilk hedefiniz Akdeniz! :-)))
2008-04-11
Soliloquer: Habermas und Sloterdijk
Habermas hat doch Recht gehabt... Man kann sicher noch herausfinden, den öffentlichen Schriftverkehr zwischen Habermas und Sloterdijk in den Zeitungen. Damals habe ich mir gedacht Habermas übertreibt aber an manchen Saetzen von Sloterdijk musste ich an die Kritik von Habermas denken. Es stimmt haargenau...
Schade. Denn ich habe mit ihm sicher zu viel Zeit verloren. Seine besten Vorlesungen waren über Heidegger.
Mit seiner Gabe zu Magie hat er Heidegger interessanter gemacht als er ist... Für mich ist Heidegger auch ein Nazideologe... Das Denken von Nazis war nur die Spitze des Eisberges... Die Spitze des Eisbergs hat einen tieferen und umfassenderen Grund gehabt... Es war ein grösseres Komplex, als den einen Teil, den man immer wieder untersucht oder hervorhebt...
Schade. Denn ich habe mit ihm sicher zu viel Zeit verloren. Seine besten Vorlesungen waren über Heidegger.
Mit seiner Gabe zu Magie hat er Heidegger interessanter gemacht als er ist... Für mich ist Heidegger auch ein Nazideologe... Das Denken von Nazis war nur die Spitze des Eisberges... Die Spitze des Eisbergs hat einen tieferen und umfassenderen Grund gehabt... Es war ein grösseres Komplex, als den einen Teil, den man immer wieder untersucht oder hervorhebt...
2008-03-18
Oda Toplama:Eski bir Kitap ve Not
Aşağıdaki yazılar alıntı bir kitap ve konuşma hakkında. Bu kitabı okuyalı çook oldu ve o konuşmaya gideli de çok oldu. Ama geçenlerde başka bir konudan bahsetmek isterken Gilles Kepel in kitabından bir yer geldi aklıma, ama Gilles Kepel in ismi aklıma gelmedi. Yine tesadüfen başka birşey ararken kitap ile ilgili bilgiler buldum. Onları buraya attım bilincimin bulamacının içinden çıkartmak için... Kitap Almanca dilinde tanıtıldığından daha iyi bir kitaptı aslında. Aşağıdaki Almanca tanıtma yazısı bence iyi değil. Bildik bazı Almanca zihniyetlerin içine sıkışmış bir metin. Kitabın kendisi Almancadaki kadar islam düşmanı olmadığı için Almancasında kitabı kendi zihniyetlerine çevirmeye çalışmışlar. Halbuki kitabın kendisi islam düşmanı falan değil. Hatta Ortadoğu halklarına birleşmeleri gerektiğini anlatmaya çalışıyor, sömürge ve işgalden kurtulabilmek için... Almanca metni pek ciddiye almamak lazım, kitaptan çok Almanların bu konudaki zihniyetini gösteriyor bence.
'Krieg im Herzen des Islam
Von Romain Leick
Gilles Kepel weckt mit seinem Buch "Die neuen Kreuzzüge" Hoffnung auf eine Glaubensreform durch Europas Muslime. Zwei Tage vor dem 11. September, dem ominösen Jahrestag der apokalyptischen Anschläge von New York und Washington, erschien das bärtige Gesicht mit der großen Brille wieder auf dem Bildschirm. Aiman al-Sawahiri, Chefideologe von al-Qaida und politischer Mentor Osama Bin Ladens, sagte in seiner neuesten Videobotschaft den Amerikanern in Afghanistan und im Irak Tod, Verderben und die finale Niederlage voraus. Prahlerei eines Gehetzten oder grimmige Entschlossenheit eines Unbeirrbaren? Kaum einer kennt die Gedankenwelt - Doktrin wäre wohl zu viel gesagt - dieses gelernten Arztes aus Ägypten besser als der renommierte französische Islamwissenschaftler Gilles Kepel, 49. In seinem jüngsten Buch analysiert er das Chaos, das den Nahen Osten bedroht, die heiligen Stätten gefährdet und den sozialen Zusammenhalt der arabischen Zivilgesellschaften zerstört: Es ist die "Fitna", der Krieg im Herzen des Islam, ein uraltes Schreckgespenst der muslimischen Weltgemeinschaft, der Umma.
Gilles Kepel Die neuen Kreuzzüge Aus dem Französischen von Bertold Galli, Enrico Heinemann und Ursel Schäfer. Piper Verlag, München; 396 Seiten; 22,90 Euro
Die islamischen Gesellschaften standen in den 14 Jahrhunderten ihrer Geschichte stets im Spannungsfeld zweier Pole, die Glanzzeiten und Tiefpunkte ihrer Kultur bestimmten: Dschihad und Fitna. Der erste Begriff, der zum Schrecken des Westens geworden ist, hat im traditionellen Islam eine positive Bedeutung: Er bezeichnet die Ausbreitung des Glaubens, die Erweiterung und Vertiefung des Geltungsbereichs der religiösen Gebote - eine stete Aufgabe für jeden guten Muslim. Der "heilige Krieg", der mit Schwert und Koran geführt wird, ist nur ein Extrem- und Ausnahmefall. Der zweite, im Westen eher unbekannte, aber ebenso entscheidende Ausdruck hat dagegen einen sehr negativen Sinn: Fitna steht für Aufruhr und Bürgerkrieg, die Zerfall, Zusammenbruch und Untergang der Glaubensgemeinschaft bringen. Beide sind untrennbar miteinander verbunden, denn der Dschihad, der den gottlosen Feind im Westen bis ins Mark treffen soll, hat sich heute nach innen gewandt - so Kepels zentrale These. Der Krieg, der nach Osama Bin Laden und Aiman al-Sawahiri die Ungläubigen in die Knie zwingen und ihnen die "Hände verbrennen" sollte, hat das Haus des Islam selbst in Brand gesteckt. Die islamischen Rechtsgelehrten, Ulama genannt, haben die Kontrolle über die Ausrufung des Dschihad verloren. Den Ton geben jetzt fanatische Kämpfer an, die die lange Geschichte der muslimischen Gesellschaft absichtlich ignorieren und nur noch an die erlösende Kraft der Urkatastrophe glauben. In seiner Schrift "Ritter unter dem Banner des Propheten" hat Sawahiri diesen unfreiwilligen Nihilismus zur Theorie erhoben. Doch von Ägypten bis Bosnien, von Saudi-Arabien bis Algerien waren die Gotteskrieger in ihrem Vorhaben, die muslimischen Massen hinter sich zu bringen und die dort herrschenden "abtrünnigen" Regime zu stürzen, in den neunziger Jahren endgültig gescheitert. Deshalb musste die Bewegung ihre Strategie radikal ändern, um den Abwärtstrend umzukehren: Sie mussten einen großen Schlag gegen die Vereinigten Staaten, den "fernen Feind", führen. Die faszinierende Schrecklichkeit des Anschlags sollte die Schwankenden in der islamischen Welt begeistern und sie von der unbesiegbaren Kraft des Dschihad sowie der Schwäche des hochmütigen Amerika überzeugen. Doch trotz einer anfänglichen Begeisterung ging der Plan nicht auf. Die Mehrheit der Muslime ließ sich nicht für den Dschihad mobilisieren. Die Attentate vom 11. September 2001, schreibt Kepel, haben stattdessen "eine Ära der Fitna" eröffnet und "ein infernalisches Räderwerk in Gang gesetzt". Rückschläge allenthalben: Die Lage der Palästinenser war seit der israelischen Staatsgründung 1948 noch nie so verzweifelt wie heute. Die afghanischen Taliban sind ausgeschaltet. Der Irak versinkt im Chaos. Nicht nur der Guerillakrieg gegen die Besatzer, auch Terroranschläge unter den Irakern, seien es Araber oder Kurden, Sunniten oder Schiiten, fordern täglich Tote und Verletzte. Es gibt keinen klaren Feind mehr. Das blutige Durcheinander nützt autoritären Regime in der Region, die sich in ihrem Immobilismus bestärkt fühlen und echte soziale und politische Reformen endlos hinausschieben. Kenntnisreich und detailbesessen beschreibt Kepel wie in einem politisch-religiösen Krimi die Brennpunkte und die Kräfte von Dschihad und Fitna: einen Teufelskreis, den Bin Ladens Schüler und Präsident George W. Bushs Neokonservative gleichermaßen antreiben. Zeichen der Hoffnung und Wege in die Zukunft erblickt Kepel jetzt anderswo: in den Vorstädten der europäischen Metropolen. Dort wächst eine Generation junger Muslime heran, die Dschihad und Fitna überwinden und die Trennung von Moschee und Staat akzeptieren können. Der Islam, der nicht mehr in der Lage ist, sich in seinem Herzland von innen heraus zu reformieren, werde in Europa mit den Kräften der Modernisierung konfrontiert - und die würden ihn letztendlich von seinen religiösen, autoritären und aggressiven Dogmen emanzipieren. Die spontane Einmütigkeit, mit der Frankreichs Muslime sich nach der Entführung von zwei französischen Journalisten im Irak zur laizistischen Republik bekannten, könnte diese Hoffnung stützen. Neue muslimische Denker wie der in Genf lehrende Philosoph Tarik Ramadan haben die entscheidende Bedeutung des Kampfs um die Zukunft des europäischen Islam längst erkannt. Kepel erklärt es zur Aufgabe jener Muslime, die sich in die europäischen Gesellschaften integriert hätten, "auf beispielhafte Weise, jenseits von Dschihad und Fitna, über Europas Grenzen hinweg das neue Gesicht einer muslimischen Welt" zu zeigen, die mit den modernen Zeiten, mit Demokratie, Toleranz und Freiheit ausgesöhnt sei.
Tuesday Lectures Vortrag und Buchpräsentation
8 October, 2004
Gilles Kepel
Die neuen Kreuzzüge: Die arabische Welt und die Zukunft des Westens
Vortrag in englischer Sprache
Terroranschläge, Guerillakriege, offene Feindseligkeit: Täglich zeigt die wachsende Kluft zwischen der islamischen Welt und „dem Westen" neue erschreckende Auswirkungen. Anderthalb Jahrzehnte nach dem Ende des Kalten Krieges droht somit ein weiterer, noch gefährlicherer Ost-West-Konflikt. Gilles Kepel, weltweit als einer der besten Kenner der islamischen Politik anerkannt, analysiert die gefährliche Lage in drei Schritten. Beginnend mit dem Palästina-Konflikt, erweitert er den Fokus auf den gesamten Mittleren Osten und schließlich auf die Grundfrage: Wie sieht eine neue Weltordnung aus, die die islamischen Länder zu echten Partnern werden lässt? Müssen wir im Westen auf Vorrechte verzichten, Macht abgeben, Wohlstand teilen?
Gilles Kepel ist Professor für Politische Studien am Institut d’Etudes Politiques in Paris und Gastprofessor u.a. an der Columbia University.
'Krieg im Herzen des Islam
Von Romain Leick
Gilles Kepel weckt mit seinem Buch "Die neuen Kreuzzüge" Hoffnung auf eine Glaubensreform durch Europas Muslime. Zwei Tage vor dem 11. September, dem ominösen Jahrestag der apokalyptischen Anschläge von New York und Washington, erschien das bärtige Gesicht mit der großen Brille wieder auf dem Bildschirm. Aiman al-Sawahiri, Chefideologe von al-Qaida und politischer Mentor Osama Bin Ladens, sagte in seiner neuesten Videobotschaft den Amerikanern in Afghanistan und im Irak Tod, Verderben und die finale Niederlage voraus. Prahlerei eines Gehetzten oder grimmige Entschlossenheit eines Unbeirrbaren? Kaum einer kennt die Gedankenwelt - Doktrin wäre wohl zu viel gesagt - dieses gelernten Arztes aus Ägypten besser als der renommierte französische Islamwissenschaftler Gilles Kepel, 49. In seinem jüngsten Buch analysiert er das Chaos, das den Nahen Osten bedroht, die heiligen Stätten gefährdet und den sozialen Zusammenhalt der arabischen Zivilgesellschaften zerstört: Es ist die "Fitna", der Krieg im Herzen des Islam, ein uraltes Schreckgespenst der muslimischen Weltgemeinschaft, der Umma.
Gilles Kepel Die neuen Kreuzzüge Aus dem Französischen von Bertold Galli, Enrico Heinemann und Ursel Schäfer. Piper Verlag, München; 396 Seiten; 22,90 Euro
Die islamischen Gesellschaften standen in den 14 Jahrhunderten ihrer Geschichte stets im Spannungsfeld zweier Pole, die Glanzzeiten und Tiefpunkte ihrer Kultur bestimmten: Dschihad und Fitna. Der erste Begriff, der zum Schrecken des Westens geworden ist, hat im traditionellen Islam eine positive Bedeutung: Er bezeichnet die Ausbreitung des Glaubens, die Erweiterung und Vertiefung des Geltungsbereichs der religiösen Gebote - eine stete Aufgabe für jeden guten Muslim. Der "heilige Krieg", der mit Schwert und Koran geführt wird, ist nur ein Extrem- und Ausnahmefall. Der zweite, im Westen eher unbekannte, aber ebenso entscheidende Ausdruck hat dagegen einen sehr negativen Sinn: Fitna steht für Aufruhr und Bürgerkrieg, die Zerfall, Zusammenbruch und Untergang der Glaubensgemeinschaft bringen. Beide sind untrennbar miteinander verbunden, denn der Dschihad, der den gottlosen Feind im Westen bis ins Mark treffen soll, hat sich heute nach innen gewandt - so Kepels zentrale These. Der Krieg, der nach Osama Bin Laden und Aiman al-Sawahiri die Ungläubigen in die Knie zwingen und ihnen die "Hände verbrennen" sollte, hat das Haus des Islam selbst in Brand gesteckt. Die islamischen Rechtsgelehrten, Ulama genannt, haben die Kontrolle über die Ausrufung des Dschihad verloren. Den Ton geben jetzt fanatische Kämpfer an, die die lange Geschichte der muslimischen Gesellschaft absichtlich ignorieren und nur noch an die erlösende Kraft der Urkatastrophe glauben. In seiner Schrift "Ritter unter dem Banner des Propheten" hat Sawahiri diesen unfreiwilligen Nihilismus zur Theorie erhoben. Doch von Ägypten bis Bosnien, von Saudi-Arabien bis Algerien waren die Gotteskrieger in ihrem Vorhaben, die muslimischen Massen hinter sich zu bringen und die dort herrschenden "abtrünnigen" Regime zu stürzen, in den neunziger Jahren endgültig gescheitert. Deshalb musste die Bewegung ihre Strategie radikal ändern, um den Abwärtstrend umzukehren: Sie mussten einen großen Schlag gegen die Vereinigten Staaten, den "fernen Feind", führen. Die faszinierende Schrecklichkeit des Anschlags sollte die Schwankenden in der islamischen Welt begeistern und sie von der unbesiegbaren Kraft des Dschihad sowie der Schwäche des hochmütigen Amerika überzeugen. Doch trotz einer anfänglichen Begeisterung ging der Plan nicht auf. Die Mehrheit der Muslime ließ sich nicht für den Dschihad mobilisieren. Die Attentate vom 11. September 2001, schreibt Kepel, haben stattdessen "eine Ära der Fitna" eröffnet und "ein infernalisches Räderwerk in Gang gesetzt". Rückschläge allenthalben: Die Lage der Palästinenser war seit der israelischen Staatsgründung 1948 noch nie so verzweifelt wie heute. Die afghanischen Taliban sind ausgeschaltet. Der Irak versinkt im Chaos. Nicht nur der Guerillakrieg gegen die Besatzer, auch Terroranschläge unter den Irakern, seien es Araber oder Kurden, Sunniten oder Schiiten, fordern täglich Tote und Verletzte. Es gibt keinen klaren Feind mehr. Das blutige Durcheinander nützt autoritären Regime in der Region, die sich in ihrem Immobilismus bestärkt fühlen und echte soziale und politische Reformen endlos hinausschieben. Kenntnisreich und detailbesessen beschreibt Kepel wie in einem politisch-religiösen Krimi die Brennpunkte und die Kräfte von Dschihad und Fitna: einen Teufelskreis, den Bin Ladens Schüler und Präsident George W. Bushs Neokonservative gleichermaßen antreiben. Zeichen der Hoffnung und Wege in die Zukunft erblickt Kepel jetzt anderswo: in den Vorstädten der europäischen Metropolen. Dort wächst eine Generation junger Muslime heran, die Dschihad und Fitna überwinden und die Trennung von Moschee und Staat akzeptieren können. Der Islam, der nicht mehr in der Lage ist, sich in seinem Herzland von innen heraus zu reformieren, werde in Europa mit den Kräften der Modernisierung konfrontiert - und die würden ihn letztendlich von seinen religiösen, autoritären und aggressiven Dogmen emanzipieren. Die spontane Einmütigkeit, mit der Frankreichs Muslime sich nach der Entführung von zwei französischen Journalisten im Irak zur laizistischen Republik bekannten, könnte diese Hoffnung stützen. Neue muslimische Denker wie der in Genf lehrende Philosoph Tarik Ramadan haben die entscheidende Bedeutung des Kampfs um die Zukunft des europäischen Islam längst erkannt. Kepel erklärt es zur Aufgabe jener Muslime, die sich in die europäischen Gesellschaften integriert hätten, "auf beispielhafte Weise, jenseits von Dschihad und Fitna, über Europas Grenzen hinweg das neue Gesicht einer muslimischen Welt" zu zeigen, die mit den modernen Zeiten, mit Demokratie, Toleranz und Freiheit ausgesöhnt sei.
Tuesday Lectures Vortrag und Buchpräsentation
8 October, 2004
Gilles Kepel
Die neuen Kreuzzüge: Die arabische Welt und die Zukunft des Westens
Vortrag in englischer Sprache
Terroranschläge, Guerillakriege, offene Feindseligkeit: Täglich zeigt die wachsende Kluft zwischen der islamischen Welt und „dem Westen" neue erschreckende Auswirkungen. Anderthalb Jahrzehnte nach dem Ende des Kalten Krieges droht somit ein weiterer, noch gefährlicherer Ost-West-Konflikt. Gilles Kepel, weltweit als einer der besten Kenner der islamischen Politik anerkannt, analysiert die gefährliche Lage in drei Schritten. Beginnend mit dem Palästina-Konflikt, erweitert er den Fokus auf den gesamten Mittleren Osten und schließlich auf die Grundfrage: Wie sieht eine neue Weltordnung aus, die die islamischen Länder zu echten Partnern werden lässt? Müssen wir im Westen auf Vorrechte verzichten, Macht abgeben, Wohlstand teilen?
Gilles Kepel ist Professor für Politische Studien am Institut d’Etudes Politiques in Paris und Gastprofessor u.a. an der Columbia University.
2007-08-02
2007-06-08
Geçmiş Sergiler olur ki...


Bu modernsonrası makina ile geçmişi geri getirmeye çalışmak hoşuma gidiyor... Kendimi çok yazmış zannediyordum. Halbuki ne kadar az olduğunu görünce şaşırdım... Dere, tepe düz gittim bir de arkama baktım ki sadece bir karış gitmişim...
İmpressionisten (30 Eylül 2005 - 30 Ocak 2006) sergisini tabii ki Chagall sergisinden daha çok hatırlıyorum. Çünkü daha yakın bir geçmiş. Ama tam olarak ne zaman hatırlamıyorum...
Burdaki Chagall afişi gittiğim serginin orjinal afişi değil. Ama resim aynı resim. 11 Marz - 12 Haziran 1994 imiş...Ben daha da evvelki bir tarih zannediyordum...
2007-06-05
Là-bas by J.-K. Huysmans 1891
Önemli olan yıl. 1891. Bu kitabın da 1891 de yazıldığına inanamıyorum. Arada o kadar çok fark var ki... 'On Aphasia' kitabını kastediyorum. Kategorileri farklı. Bunu biliyorum.
Üstelik bu kitap yine hayatta yeterince 'selektiv' (seçici) olmadığım veya olamadığım için beni bulmuş bir kitap...
Pazar günü Viyana da her yer kapalı olur. (Bu arada Viyana tabii ki giderek daha seviml i oldu. Yoksa Pazar Günü sendromu diye birşey vardı Viyana da) Ama gerçekten her yer. (Türklerin yaşadıkları yerlerde birkaç dükkan açık oluyor ama onlarda da yiyecek oluyor haliyle...)
Nasıl olmuşsa o zamanlar 'kitabım' bitmiş... Bu sigara tiryakisinin sigarasının kalmaması gibi birşeydir...
Yine nasıl olduysa açık bir dükkan bulmuştum, eski kitaplar ve plaklar satan... Güzel bir dükkandı.
O zamanlar kendime karşı daha acımasızdım ve anlamadığım kitaplar okuyarak Fransızcayı öğrenebileceğimi zannediyordum. (:-) Şimdi buna sadece gülebiliyorum.) Almancayı da o şekilde öğrenmemiş miydik? Barbar metotlarla ? (Bu başlı başına bir konu. Gerçekten dil öğretme konusunda gereksiz sert, son derece eski model öğretmenler vardı Avusturya Lisesi nde. Aptal Türk Burjuvasının içerisinde de faşist mazo tipler olduğu için bu Nazi metotlarına hayranlık duyuyorlardı.)
'Laissez -faire' in Alman-Avusturya ekölünden pek uzakta olduğunu orda öğrendim.
Avusturya nın kendisi daha iyi bir noktada idi. Şu anda da daha iyi bir noktada birçok okul. Ama belli aşamalardan geçilerek bir yerlere gelinmiş...Şartlar bazen asıl ülkeden uzaklık yüzünden o şekilde oluşuyor...
Yine hiç istemediğim ve aklımda olmayan şeyler yazıyorum.
Aslında sadece not almak istiyordum. Sadece Kant ve Einstein okuyarak Avrupa yı anlayamazsınız... Avrupa da bir bütün. Siz onu işinize geldiği gibi algılamaya -üstelik de hiçbir şey bilmeden ve okumadan- sadece bir ideolojinin dar çerçevesi içerisinden anlamaya çalışıyorsunuz. Belki Pozitivizmin sizi inandırdığı gibi 'geri ve ileri' yok...
Başkalık var... Ayrı, ayrı yollar var, bazen birbirine benzeyen, bazen birbirinden ayrılan...
Bu romanı tabii ki üniversitede okuduğum teorik kitaplardan ayrı bir yere koyuyordum ama birden bire aslında 'Aydınlığın' hiç bahsedilmeyen bir karanlık yüzü olduğunu gördüm... Veya hissettim... 'Gördüm' biraz fazla ileri gidiyor...
Üstelik kitabı hala okumadım... Ama kitabın anladığım yerleri aklıma birçok şey getirmiştir...
En son yine hala bitmeyen Oda Toplama Serisine havale ediyorum bu kitabı ve çağrışımlarını... Belki geri dönecek vaktim olur, eğer olmazsa da belki başkaları başka şeyler bulurlar bu çağrışımlar da...
***
Ek: 26 Kasım 2007
Les Fleur du Mal, 1857
Baudelaire
ALCHIMIE DE LA DOULEUR
L'un t'éclaire avec son ardeur
L'autre en toi met son deuil. Naturel
Ce qui dit à l'un: Sépulture!
Dit à l'autre: Vie et splendeur!
Hermès inconnu qui m'assistes
Et qui toujours m'intimidas,
Tu me rends l'égal de Midas,
Le plus triste des alchimistes;
Par toi je change l'or en fer
Et le paradis en enfer;
Dans le suaire des nuages
Je découvre un cadavre cher.
Et sur les célestes rivages
Je bâtis de grands sarcophages.
2007-05-21
Salpetriere

Paris te 19.yüzyıldaki ünlü hastahane.
Salpetriere meşhur bir hastahanedir. Charcot yine orda çalışmış meşhur bir doktordur. Ayrıca Sigmund Freud 1885 ve 1886 yılları arasında Charcot nun yanında öğrenimine devam etmiştir.
Paris in ünlü Belle Epoque zamanında Jane Avril isimli dansçının Salpetriere den olduğu yazıyor yukarıdaki linkte.
19.yüzyıl Batı nın 16.yüzyılda başlamış olan yayılma
politikasının yavaş yavaşta olsa meyvelerini vermeye başladığı yüzyıl. Normalde bir doruk noktası olarak görülür 19.yüzyıl Batı nın gelişiminde, ama aslında doruk noktası olmaktan çok, uzun süredir varolan bir gelişmenin akkümülasyonu demek daha doğru bence... Batı da sivri iniş, çıkışların olmaması için özen gösterililir, bu yüzden doruk kelimesinden kaçınıyorum.
Batı nın en sorunlu sahalarından bir tanesi fakirlik ve sınıf farklılıkları idi. Fransız Devrimi ile bu kontrol altına alınmaya çalışıldı. Bunun dışında başka bir problem akıl hastaları ile nasıl uğraşılacağı idi. Eksorsizim denen kötü ruhları kovma senelerce bir sonuç vermemişti ve bilimin ilerlemesi ile artık bunun dini bir gerilik olduğunu herkes anlıyordu. Batı da üstelik (ki her yerde ama Batı da yine daha fazla) kendine hakim olmak çok önemlidir. Zaten modernitenin temel anlayışlarından bir tanesi doğa üzerinde hakimiyet kurma hayalini gizler, ki bu tesadüfi bir hayal değildir. Senelerce Asya nın ve doğunun doğal zenginliği yüzünden ezilmiş bir Avrupa kimseye muhtaç olmak istememektedir. Özerk (otonom), kendi kendine yeter olma hayali vardır.
Batı da her sahada 19.yüzyılda gözle görülür bir ilerleme varken, akıl hastaları konusunda bilim istenen seviyede değildir.
İşte Freud böyle bir zamanda yaşıyordu ve o zamana kadar olan gelişmeleri aşmak istiyordu, çünkü bütün erişilmiş olan medeniyet seviyesine rağmen bu konuda geri kalınılmıştı ve izlenen zihniyetler de daha yüzyıllarca geri kalma tehlikesini içinde taşıyordu.
Ek: 5 Haziran 2007

Yazıyı daha sonra yazacağım...
6 Haziran 2007
Well, I am here again. I like to restructure everything I have done again and again... Meaning has a time dimension. Time is not only a measure, also a power outside of us.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)