Ekzotik parfüm Baudelaire in bir şiiri. Yukarıda güzel bir link de var;
http://fleursdumal.org diye bir sayfa varmış, çok hoş tabii. Ama bunun trafik ile ne alakası var, denebilir. Bu şiiri DT' de dün mahsur kalmama borçluyum, bu yüzden bu not. Akşam iş çıkışlarında meğer hep öyle oluyormuş. Bir kadın binerken bu yıl DT2 hattında sorun yaşandığından bahsetti. Bence sorun sadece hatta olamaz, sorun bütün trafikte. Hat var, otobüs var,yol yok ki... Gidecek yol yok. Harbiye den Şişli ye 20 dakika sürer mi yol? İki dakika sürecek yol 20 dakika sürüyorsa, bu şehrin organizasyonu bozuk demektir. Bu politik bir manko. İnsanlar örgütlenip, kendileri için daha iyisini yapmaktan aciz oldukları için, politik olarak seçilen kişileri de halkın durumu pek ilgilendirmediği için böyle oluyor. Bunlar zaten biliniyor ama daha ötesi de var. Türk halkının genel zihniyeti de durumu kötüleştirme şeklinde, iyileştirme şeklinde değil. Bir ülke ne kadar fakir ise, genellkle o kadar görgüsüz oluyor...
Marx ı doğru okumak gerekir. Bilinç paraya bağlı, yani maddeye bağlı birşeydir. 'Marx ı zaten en iyi kapilatalistler anladı.' diye ironik bir cümlesi vardı, sağ görüşlü bir felsefe hocasının. İronik idi ama doğru tarafları vardı. Ben ne marksist, ne de 'sağcıyım'. Ben psikolojik yönden yaklaşıyorum olaya.
Fakirlik korkusuyla veya aşağılık kompleksleri sebebi ile para ve gücün peşinden koşuldukça daha beter batılıyor. Kapitalistler bunu çok iyi biliyorlar ve bu onların elinde oyuncak olmasına sebep oluyor kitlelerin. İpleri ellerinde tutanlar için herşey o kadar egoistçe ayarlanıyor ki...
Fare ve peynir olayı. Tekerlekleri çevirdikçe fareye peynir veriliyor ölmeyecek kadar. Sonra fare bu durumdan kurtulmak için tekrar tekerlekleri çevirmeye çalışıyor ve yoruluyor. Yine ona biraz peynir veriliyor ve o yine koşuyor...
Istanbul da trfaiğin bu noktaya gelmesinin çeşitli sebepleri var.
Toparlak başbakan Özal zamanında verilmiş en çok taksi plakası. Artık onları geri almaya kimse cesaret edemiyor. Trafikte herkes arabanın içerisinde ardarda 1 kişi olarak sıralanmış, bir yerden bir yere en pahalı ve en uzun zamanda gitmeyi başaran Türk millettinin kollektiv zekasına hayret ediyor.
Siz Hobbes u da, İngiliz liberalizmini de yanlış anlıyorsunuz. Ki onların da örnek teşkil edecek bir yanı var mı tartışılır ama yine de...
Menderes in meşhur sözünü hatırlayın; 'Her mahallede bir milyoner yaratacağım.' dediğini hatırlayın. Evet, yarattı. Ama milyonun değeri kalmadı o sırada. Ülke daha beter battı.
Aynı şekilde araba endüstrisi canlansın diye farelere kredi ve araba veriyorlar ama devlet olmadığı için yol yok. Ama insanlar yine o para bolluğuna seviniyorlar... Yani bireysel 'o an' herşeyin üstünde oluyor, politik düşünemeyen birey için. Mafya zaten devletin yerine geçmiş Rusya da olduğu gibi. Para var, araba var, (ki bu ikisi de aslında üretilmiş değil verilmiş şeyler) ama benzin yok, yol yok. Benzin zaten farelerin kondisyonu için süper bir faktör.Batılı işadamı krediyi veriyor, arabayı veriyor, 'E artık yolu da kendin yap!' diyor Türk politikacısına. Ama Türk politikacısı 'Yola ne gerek var, benim vatandaşım yolunu bulur.' diye düşünüyor. 'Ben başını örtüp, başka bir tarafını açanlara cibimi veririm, gerisine karışmam.' diyor bazı politikacılar nedense... Hatta ona da gerek yok. Maçın olduğu gün poltik bir araç bütün trafiği durdurup öne geçebiliyor. Başka bir politik araç kırmızıda durmadan escortlarıyla geçiyor ve bu kimseyi kızdırmıyor bile... Çünkü Türk ün içinde pek gelişmiş bir adalet duygusu yok, 'güçlü zayıfı ezer, altta kalanın canı çıksın!' gibi veciz sözlere sahip bir millet bu millet.
Çinli işçiler çok ucuz paraya çalışıyorlarmış...Irak lı bazı politikacılar lüks içerisindeler. Neden acaba ? Çünkü artık Irak yok da ondan...:-) Ama Çin var. Tabii ki herşeyin bir bedeli var ve Türk halkı hiçbir bedel ödemeden, sadece 'güçlülerin' dalkavuğu olarak ilerleyeceğini sanıyor. Türkiye kendine dışardan bakamıyor bence. Ucuza çalışan Çinli bir işçi bence lüks içerisinde yaşayan bir Irak lıdan daha iyidir.Çünkü bir tanesinin ülkesi var, ötekinin yok. Bilerek tabii biraz kütleştirdim olayı, çünkü daha 'şık' olsam burdaki insanlar beni anlamayacak. Bütün bunların otobüs ve trafik ile ne ilgisi var diye sorulabilir ? İlgisi var. Toplu taşımaya öncelik verilmedi Istanbul da. Son yıllarda kesinlikle bir iyileşme gözleniyor, bu doğru. Ama yine de izlenen politikalar yanlış olduğu için, durum bu raddeye geldi. Istanbul burjuvazisi toplu taşımacılığı aşağılık görürdü eskiden, ki bir kısmı hala öyle görüyor. Arabası olmayanın seçeceği yol diye düşünüyor. Buna gülesim geliyor. Peki ama dünyanın en ileri teknojilerine sahip, en çok araba üreten ülkelerde niye sizdeki gibi bir rezalet yok ? Mesele Viyana da oldukça yüksek maaş alıp, işine metro ile giden birçok kişi var. Bütün Avrupa da bu var. (Bu aileler de hatta adam başı bir araba var ama olay Türkiye de çok yanlış anlaşılıyor.) O zaman devlete verilen vergi maaşın üçte biri idi. Yollar, metrolar tabii ki hep ihaleler ile yapılmadı.Güçlü devletler kendileri yaptı yollarını da, metrolarını da... Sonradan vakti zamanında devletçi olamayanlar ve oldurulmayanlar için bu çözüm bulundu. Politikacı olarak da Unakıtan, Babacan veya Sarkozy gibi aracı tipler icat edildi. Böylece zamanında güçlü devlet kuramayanlar için bu ihtimal tamamen ortadan kalkmış oldu.
Türk burjuvazisi için mesela bir ara, dünyadaki bütün Fransızların etkisinde kalmış aptal burjuvaziler gibi, İsviçre mesela çok makbül bir yerdi. Vergi oranları çok yüksektir mesela orda, kara para aklanır ama vergi oranları yüksektir... Yani aslında ne kadar 'korrupt' ve ikiyüzlü insanlar Türkiye deki 'elitler', bunu anlatmaya çalışıyorum. Eskiden daha iyi değildi, şimdi de daha iyi değil. Aynı tas, aynı hamam. Herkes biliyor ama kimse birşey yapmıyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder