There are not so many green public spaces in Istanbul. This has something to do with the history of the city, I think.
Istanbul da herkese acik yesil yer azligi var. Istanbul kapali ortamlari, suni ortamlari seviyor. Gecen gün Polat Residence ( bu cirkin bir gökdelen Fulya da) in önünde bir kadin vardi taksi bekleyen. Kadin in yüzünde herkese acik bir alanda kafasinin üstünde bir araba tavani olmadan varolmanin acisi okunuyordu, ki bu birkac saniye icin bile olsa... Ama bizde böyle... Kadinlarin basinin acik olmasi bizim her türlü alanda kapali ortami tercih etmemizi degistirmedi. Güzellik biz de hep saklanmasi, örtülmesi gereken birsey sanki. En güzel yerlerde ya askeriye, ya devlet güvenlik mahkemesi var. Ya da yabancilar gelip, otel yapiyor.
Alisveris merkezlerine hayretle bakiyorum. Disardaki agaclari kesip, kapali bir ortamda suni agaclarin yaninda oturmak herkese huzur veriyor sanki. Disarda harika bir günes isigi varken, ele güne borcla elde ettigimiz elektrigi kullaniyor olmamiz kimsenin aklina gelmiyor. Cünkü biz Avrupali degiliz. Hep Avrupali olmak icin yaptigimiz seyler bizim aslinda gercek Avrupali olmadigimizin acik ve bariz bir göstergesi oluyor. Bu kötü degil, sadece komik. Artik nükleer santral yapar öyle yine kendi kendimize Avrupalicilik oynariz, ne yapalim...
Herkes kapali, korunakli biryerden baskasina bakmayi tercih ediyor. Trafikte jip, yerlesimde gökdelen tercih ediliyor. Kapali ve "öteki" den daha yüksek diye herhalde... Nasil politika da hiyerarsisi az demokratik birimler kuramiyorsak, günlük hayatta da dikey olmaya calisiyoruz. Bol hiyerarsili... Eski kral, padisah usülü...
Kaldirim desen dere, tepe, bayir usülü bir kalkiyor, bir iniyor. Bu cok komik bence.
Bu http://dosyalar.hurriyet.com.tr/ramazan2004/haber163.asp linki tesadüfen buldum; park kültürümüz hakkinda bir fikir veriyor bence.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder