Yeni bir sayfa yapıyorum. Henüz bitirmedim. Sadece başladım. Çok iyi başlarım zaten...:-)
Kısa kısa yazacağım.
* Sağ ve sol bence yeniçağ ile birlikte yükselen subje felsefesinin iki ucu idi...Subje felsefesinde kişi ideal toplum tahayyülü için kendinden yola çıkar. Ama subje ölmüştür artık Postmodernde... Modernistleri bu düşünce bence boşuna kızdırıyor. Rorty e göre özne tesadüfi idir. Bu gerçek kimsenin hoşuna gitmez, çünkü kimse kendini tesadüfi algılamak istemez. Özellikle yeniçağda kişi kendini özel algılamak ister. Önemli algılamak ister. Ama Amerikan Pragmatizmi ona bence haklı olarak 'Sen ne özelsin, ne de önemlisin.' der. Bu Rousseau ile doruğa ulaşmış kendini önemli sayma edebiyatı protestan ahlakı ile son bulur. Bu bence komik. Evet, ben böyle düşünürken eğleniyorum.
Amerika yı Avrupa dan kaçan protestanlar kurmuştur. Bu yüzden de biraz istatiksel olarak Amerika da çalışma saatlerinin daha fazla olması...
Libido strukturları farklıdır. Benzer tarafları da çoktur.
Ama en son teorilerde artık sağ sol çatışmasının boş olduğu vurgulanıyor. Tabii ikisi de bir yere gelmişlerse... Biz daha oraya gelemedik...Türkiye de yeşiller partisi parlementoda yok mesela. Güçlü devlet, güçlü liberalizm sistemin iyi çalışması için çok önemli...İkisinin de olması lazım... Bu tabii olgun, gelişmiş sistemlerde mümkün... Amiyane tabiriyle: 'Biz daha oralara gelemedik.'
Pozitivizm Üzerine
Istanbul Üniversitesi nin bir ders kitabı geçmişti elime 19.yüzyıl içerisinde birçok düşünüre (Marx, Kierkegaard, Nietzsche yoktu hatırladığım kadarı ile) değinilmemişti bile. En büyük yeri beklenildiği üzere pozitivizm kaplıyordu. Düzgün burjuva erkeğinin, düzgün bürokratın veya askerin dogması olmuştu Türkiye de bu akım...
Halbuki daha evvel Osmanlı ailesinden kimileri bu burjuva kulübüne katılmışlardı. (Bernard Ple, Pozitivizm)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder