Dieses Mal bin ich nicht ironisch. Ich meine, was ich sage. Ich haette es mir nie gedacht, dass ich einmal Frankreich verteidigen würde... Welches Frankreich gegenüber wen verteidigen?
Es gibt noch ein anderes Frankreich, als das von Sarkozy.
Ich aergere mich schon seit einiger Zeit über den Ton mancher türkischer Journalisten wenn sie über Frankreich schreiben. Sie sind politisch auf der Linie von Sarkozy aber gegen Sarkozy. Das ist heuchlerisch.
Natürlich sind zur Zeit die Beziehungen der Türkei und Frankreich nicht besonders gut. Aber was mich aergert, ist, dass viele Leute nicht verstehen, wo das Problem ist.
Viele Journalisten in der Türkei sind Bewunderer von Kapitalisten. Normalerweise sind Journalisten eher kritisch gegenüber den Grosskapitalisten, aber in dem Land sind sie nicht. Es gibt nicht nur ein Frankreich. Sarkozy wurde gerade von den Leuten unterstützt, die in der Türkei die unmögliche Regierungspartei AKP unterstützen. Ich meine jetzt im globalen Sinne...
Oben gibt es einen Link von einem Journalisten mit der sehr bekannten Kritik an Frankreich, dass sie in den 80 er Jahren sich nicht liberalisieren konnten und dass sie das jetzt nachholen müssen...
Wie oft habe ich dieses blöde Argument gehört?
Genau das Gleiche habe ich auch gehört bei den Wahlen in Österreich wo ÖVP und FPÖ Koalition herausgekommen ist.
So einfach ist es nicht.
Jedes Land hat ihre eigene Tradition, ihre eigene Linie. Frankreich hat auch eine wichtige Tradition der Volksnaehe...Und ich bin mir sicher, dass gerade Franzosen nicht zulassen werden, dass Amerikaner und Englaender ihnen diktieren, was sie tun sollen.
Yukarıda (linki kastediyorum) yine bugün (8 Mayıs 2007,Hasan Cemal) Milliyet te okuduğum bir yazı var.
Fransa hakkında genellikle Türk medyasında hakim olan görüş, Fransa nın yeterince liberalleşemediği için geri kaldığı görüşü. Bu bence saçma bir görüş. Bu tabii sadece Türk medyasında olan bir görüş değil. Bu çok bilinen bir görüş yıllardır.
Sonra da aynı gazeteci Sarkozy i eleştiriyor. Herkes biliyor ki, Sarkozy tam büyük kapitalistlerin istediğini yapıyor. Yani bu liberalleşmeyi isteyenlerin adamı. Küçük burjuvayı milliyetçilik, yabancı ve islam düşmanlığı ile besleyip, sağ oyları artırıyor. Türkiye deki bir çok politik görüş ve gazeteci de bu büyük kapitalistlerin kervanında kendini görmek istiyor. Burda çok ciddi ikircikli bir durum var. Kendi ülkesinde aslında siyasi olarak aşağı,yukarı Sarkozy nin çizgisinde olanlar, Türkiye söz konusu olunca birden sol ajandaya geçiyor.
Yani sırtını sermayeye yaslayıp, sol ajanda isteyeceksin Türkiye için. Olmaz! Burdaki ikiyüzlü manzarayı bilmem anlıyor musunuz? Ben pek iyi yazamıyorum bugün ama dışardan bakınca, en sağcı görüşlerin sahipleri gazeteciler (ki 80li yıllarda REagen ın ve Thacther in liberaleşme programları Musa Peygambere inmiş 10 emir gibi birşey değidli ve değil, her ne kadar Anglosaksonlar bunu böyle görseler de) Türkiye konusunda birden başka şeyler isteyince bu birçokları tarafından Avrupa da gayri ciddi algılanıyor.
Aynen Türk işçilerinin yaptığı taktik! Yurtdışında sol seçip, içeride sağ seçmek...Ona şark kurnazlığı deniyor. 'İşine geleni yapmak'...Türklere bu sorgulanamaz bir doğa gerçeği gibi gözükse de, değil aslında...
Liberalleşmenin peşinden koşanların politik ajandaları yok, ekonomik ajandaları var. O da zaten birçok kişi için yetiyor. Ekonomik ajandalarını gerçekleştirmek için de her türlü tiyatroyu oynamaya hazır bir kesim var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder