Aslında tembellik etmek istiyorum. Çünkü yoruldum.
Hudson krizi Türkiye deki medya ve sermaye ilişkileri konusunda ilginç bir bakış açısı oluşturdu bence. Ayrıca beni birçok açıdan Türkiye nin şu andaki medyasını benim çocukluğumdaki hali ile karşılaştırmaya sevk etti. Bu kadar dinci gazete yoktu o zaman.
Herkes dine dönmüş bu ülkede... Bu ne hal? Ben bile din kitapları okuyorum ama ayrı bir bakış açısından :-) Aslında ilk etapta şaşırdım. Benim çocukluğumda 'Günaydın' ve Hürrüyet vardı, yanlış hatırlamıyorsam. 'Ahh ne güzel sağ, sol savaşları vardı.' diye nostalji yapılacak bir zaman değidli belki ama bana yine de şimdikinden daha iyi gözüktü. Herhalde hiçbir şey anlamayacak kadar çocuk olduğum için.
Hudson Krizi nde Türk Basını nın sergilediği performans herhalde 10 üzerinden 10 almazdı. Hiçbir aktör bence akıllıca bir tutum sergilemedi, Genelkurmay da dahil olmak üzere. Genelkurmay ın bence iletişim uzmanına ihtiyacı var.
Bu kriz konusunda Ali Bayramoğlu nun yazdıklarını zayıf buldum. Hatta 'Sen de mi, Brutus?' diye geçti aklımdan. Arıboğan da yazmıştı bu konuda, yanılmıyorsam Akşam Gazetesi nde.
Dediğim gibi bu konuya belki daha sonra dönebilirim ama dün Milliyet te 3 güzel yazı vardı PKK problemi ile ilgili olarak. Üçünü de buraya koydum. Bu konu ile ilgili yazmak istiyorum aslında ama antenlerim vızır, vızır, birbirlerine karışıyor sesleri.
Metin Münir soruyor, '750 yıllık Osmanlı deneyimi ne oldu?' diyor. Bu bence üstünde düşünülmesi gereken bir konu. Benim ilk aklıma gelen cevap; 'O zaman medya yoktu.'
Otorite ve iletişim ilişkisi Doğu toplumlarında Batı dan bambaşka bir usülde işliyordu ve işliyor. Benzer taraflar olabilir ama yine de farklıdır. Otorite ve birey ilişkisi, otorite ve iletişim ilişkisi farklı doğu toplumlarında...
Bir kere sokaktaki adam için karşı bir güç olmadıkça 'herşeyi yapabilirim' kuralı hakim. Aynı zihniyet daha yüksek seviyelerde de görülebiliyor.
Bu zihniyet bence Türk denen ve Kürt denenlerde de var. Yani iletişimin ve otoritenin güç ile ilişkilendirilmesi. Psikolojik içselleştirme zayıf. İnsanlar son derece hiyerarşik düşünüyor ve davranıyor. Sınıflar üstü ortak dile sadakat az. Veya o dil biraz güdük kalmış.
Benim anlamadığım bu Türk ve Kürtler eskiden aralarında ne dil konuşuyorladı? Yani Ulus devletten evvel?
Kürt kelimesi benim çocukluğumda negatif konatasyonları olan bir kelime değildi. PKK
80 lerden sonra gelişiyor. En başta kısmen haklı bir savaş iken hem Türkler, hem Kürtler için yanlış yönetim şekillerine karşı yapılan, daha sonra 'etnik' bir savaşa dönüşüyor. Ben bu 'Ethnie' lafını sevmiyorum. Batı nın bir terminolojisidir. Hiç düşünmeden aldınız ve kullanıyorsunuz. Yani eğer bazı felsefi düşünceleri baside indirgeyebilseydim, ki yapamıyorum günlerdir, demek isterdim ki, en soyut paradigmalar düzeyinde sorunlar var. Mehmet Ali Kılıçbay ın 'dilsiz', düşüncesiz' millet saptamaları aklımdan geçiyor...
Bu ama sadece Türkler için değil, Doğu nun öteki halkları için de geçerli. Maymun gibi başkalarının geliştirdiği düşünce kalıpları kopyalanırken iletişim faylarında çatlaklar veya kategori yanlışlıkları oluşuyor. Bu abstraktları ( soyutları) gözlemleyen birinin bir yorumu. En baside indirgersek, Doğu nun ısrarla kendisi için bir dil geliştirmeme veya geliştirememesi karşısında Batı ve Doğu nun bir araya geldiği noktada iletişim zemini sağlam olmuyor.
Ortada soyutlar seviyesinde bir 'Clash of Civilizations' var aslında. Ama Türk resmi dili bu soyutlar seviyesinde son derece zayıf. Herşey güç ve 'dürüst' retorik ile hallolacak zannedilebiliyor. Çünkü kültürel derinlikten yoksunluk var.
Bu konuya daha sonra dönmek üzere şimdi tembellik etmek istiyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder