Bugün yazmak istemiyordum. Bugün medyadan uzak durma günüm idi ama başaramadım. Aşağıda birbirleriyle ilgili bir haber ve bir yorum var. Yorum o haber üzerine yapılmamış belki ama ilgisi var.
Haberden bir cümleyi tekrarlamak istiyorum: '2000 yılı başında IMF ile toplam 26 ülkenin stand-by anlaşması bulunurken, IMF ile yola devam eden 8 ülke (Türkiye, Peru, Dominik Cumhuriyeti, Gabon, Irak, Makedonya, Paraguay ve Arnavutluk) bulunuyor.'
İşte arkadaşlar Türkiye bu grupta !!!!!!!! Gerçekleri görmenizi engelliyorlar, çünkü başka hiçbir yerde birkaç aile görülmedik derecede kısa zamanda, görülmedik paralar kazanamaz. Onlar da 'Aman hakimiyeti elimizde tutalım!' diye uğraşıyorlar.
Gabon bir Afrika ülkesi, oldukça küçük ve bir Fransız sömürüsü aynı zamanda.
Peru Latin Amerika da ciddi terör sorunları çeken, yine eski bir İspanyol sömürgesi.
Dominik Cumhuriyeti Amerikan sağına hayran, bir grup burjuvanın Amerikan himayesinde yaşadığı bir ülke.
Irak ın durumu ortada. Ben yine de hatırlatayım; 1989 da S.S.C.B. yıkıldı.
2003 Mart ında ABD İngiltere ve AB yi arkasına alarak Irak ı -bütün bilinen hukuk kurallarına aykırı olarak- işgal etti. Büyük Amerikan petrol şirketleri Irak halkının aptallığı ve aczi sayesinde petrolün yüzde 75 ine el koydu. Gerisi zaten önemli değildi.
Makedonya senelerdir Yunanistan ve Sırbistan arasında Balkanlarda sorunlu bir bölge. Ufak bir bölge.
Paraguay yine Güney Amerika da sol rejimler tarafından yönetilen Brezilya ve Arjantin in arasında sırtını biraz A.B.D. ye yaslamaya çalışan ufak bir ülke. A.B.D. tabii bu fırsatı kaçırmadı ve Latin Amerika da zaten 'şeytan' olarak ilan edilmiş baş sömürücüye karşı herkes ayaklanmışken, hafif sağa doğru şaşı bakan bu minik çöl çiçeğini tabii ki sulamak istedi. Yani bu ülkenin IMF ilişkisi olması doğal.
Ben bu işlerin uzmanı değilim ama yine de Avrupa da en bilgisizlerin bile bildikleri genel geçer şeyler bunlar. Yani Türkiye inanılmaz cahil bir ülke olduğu için sizlere herşeyi anlatabiliyorlar, yoksa biraz insanlar birşey bilse, ortada bu kadar ulu orta boş laf sallanılamayacak...
İşte Türkiye bu grubun içerisinde ve AB ye girmekten bahsediyor. O AB ye girmek olmaz. AB nin Türkiye yi ilhak etmesi ve bundan da bir kesimin çıkar umması olur...
Avrupa dakiler Türkiye nin aslında hangi kümede olduğunu bilmiyorlar mı ? Herkes biliyor. 80 Milyonluk ülkedeki cehalet akıl alır gibi değil.
Yaman Törüner in ilk cümlesine katılmıyorum. Bu konuda da çok şey yazılır. Çünkü Türkiye de senelerdir, 'Yaa bu her yerde böyle, devletin malı deniz, yemeyen domuz.' gibi sallama teoriler ortaya atılıyor. Hayır ! En son kümede kaldınız! Son 50 yıldır yönetilmiyor, 'deh deh' leniyorsunuz!
Artık ülkeyi vermekten başka çareniz kalmadı... (Törüner in haklı olduğu nokta CHP nin de benim düşlediğim sistem değişikliklerini yapabilecek bir parti olmadığı, ama halk isterse olur! 'Sen iste ey uyumayan halk, herşey olur ! Bakın KOBİlere nasıl para dağıtılıyor seçim paniği ile... Sen iste herşey olur! :-)
***
Türk ün biraz birşey okumuşu hep kendini A.B.D. ve İngiltere ile karşılaştırır. Popomla gülerim, hiç alakası yoktur bu karşılaştırılan ülkelerin birbirleriyle. Ama Türk burjuvası 'okumuş' u şunu söylemek ister aslında... 'Biz 'kendimize' Avrupa yı değil, İngiltere ve A.B.D yi örnek alıyoruz. Oralarda (Avrupa yı kastederek) biliyoruz halkçı ve
sosyalist düşünenler vardır biliyoruz ama işte biz 'zenginlerdeniz.''
(Zoorrrt...Ayy pardon istemeden oldu. )
Sanki bir taraftan AB ye girmek için uğraşanlar onlar değil... İkileme ve gerçeklerden kaçma psikolojik stratejilerine dikkatinizi çekerim... Türk 'zengini' Avrupai entellektüellikten sıkılınca kendisini Vahşi Batı (Texas Çiftlikleri mesela ) ya atmak ister... Kendini oralara atıp, bi rahatlamak, kendi kendine 'Ben üstünüm, ben üstünüm.' yapmak ister. Moral olsun diye...
İçin, için o da bilmektedir aslında söylediği herşeyin sallama olduğunu, ama sallamaya atlayan o kadar çok ki... 'Ama ben iyi durumdayım ya, önemli olan da bu!' der kendi kendine...
Asıl gerçek Türkiye nin istatiksel olarak yukarda belirtilen en son kümeye Gabon, Makedonya, Paraguay...vs. gibi ülkelerle ait olduğudur. İşin ilginç yanlarından biri IMF ile standby imzalayan ülkeler arasında işgal edilmiş Irak dışında bir Asya ülkesi olmamasıdır. Büyüklük olarak da Türkiye ye en yakın ülke Irak tır. Öteki ülkelerin hepsi Türkiye den küçük ülkelerdir ve stratejik konumları da Türkiye kadar önemli değildir.
Milliyet, 9 Temmuz 2007
ATO: IMF'ye 8.7 milyar dolar borç var
ANKARA ANKA
Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından hazırlanan araştırmaya göre, halen Türkiye'de 20'nci stand-by anlaşmasını uygulayan IMF'nin bu denetim ve gözetimi Mayıs 2008'e kadar sürecek.
Son 49 yılın yarısından fazlasında Türkiye ekonomisinin yönetiminde belirleyici olan IMF, özellikle 2000'li yıllarla birlikte dünyada giderek gözden düşerken, Türkiye'de ise arka arkaya 3 stand-by anlaşması yaptı. Brezilya ve Arjantin'in borçlarını ödemesinden sonra Türkiye, 'IMF'ye en fazla borcu bulunan ülke' konumuna geldi.
2007 Mayıs sonu itibariyle Türkiye'nin IMF'ye toplam 8.7 milyar dolar borcu bulunuyor. Türkiye, kalan borcu için IMF'ye toplam 1 milyar dolar faiz ödeyecek. Türkiye ödediği faizle, IMF'nin cari harcamalarını finanse eden tek ülke konumuna da geldi. Rapora göre, dünyanın en yüksek nominal faizini vermeye devam eden Türkiye, yaşanan onca krize ve ödenen yüksek faturaya rağmen hâlâ yüzde 11-12 düzeyinde ve dünya ortalamasının üzerinde bir reel faiz ödemeyi sürdürüyor.
2000 yılı başında IMF ile toplam 26 ülkenin stand-by anlaşması bulunurken, IMF ile yola devam eden 8 ülke (Türkiye, Peru, Dominik Cumhuriyeti, Gabon, Irak, Makedonya, Paraguay ve Arnavutluk) bulunuyor.
Millyet, Yaman Törüner, 9 Temmuz 2007
Ülkeyi kim yönetecek?
Ülkeleri yönetenlere bakınız. Bütün dünyada ülkeler elit bir sınıf tarafından yönetilir. Bu sınıf, bürokratlar, medya sahipleri ve çalışanları, yargı organları üyeleri, üniversite mensupları, sanatkârlar ve bunları finanse edenler ile ülkenin zenginleri tarafından oluşturulur. Gelişmekte olan ülkelerde, bu sınıfa "silahlı kuvvetler"i de eklemek gerekir. Zaten, anayasalar da bu esasa göre hazırlanmıştır.
Ülkelerin yönetim biçimi ister demokrasi ister krallık olsun, bu güçler her zaman sahnededir. Aslında, demokrasi denilen şey, "kral"ın belli bir süre için seçilmesi ve zamanı gelince değişim olanağının korunmasıdır. "Güçler ayrılığı" sistemi, hâkim sınıfların birbiri üzerinde olası baskı ve hâkimiyetini önlemek üzere getirilmiştir. Özerk kurumlar bulunması, seçilmiş bir meclisin olması, ülkenin meclisin seçeceği bir hükümet tarafından yönetilmesi ile tarafsız ve anayasayı savunan bir cumhurbaşkanının bulunması, "güçler ayrılığı" sisteminin bir gereğidir. Bunlara, "milli güvenlik kurulu" ve "anayasa mahkemesi" gibi kurumları da ekleyebiliriz.
Oy kapma uğruna...
Siyaset adamları genel olarak yönetici sınıfın temsilcileridirler. Halka söylenmesi gerekeni söyler, ama denileni yaparlar. Bu yüzden, halk, haklı olarak, çoğu zaman siyasetçilerin söylediklerine inanmaz. Yine bu yüzden, siyasetçiler "iş yapacak" değil, "denileni yapacak" kişiler arasından seçilirler.
Halkın, yönetici sınıfın istekleri doğrultusunda çalışmama olasılığı olan siyasetçileri seçme olanağı da vardır. Bunu engellemek için gelişmiş ülkelerde, seçilebilecek kişi sayısı mümkün olduğu kadar azaltılır ve rakiplerin tümü, hâkim sınıf tarafından kontrol edilir. "Başkanlık" sistemi" sayesinde aday sayısı ikiye düşürülerek bu iş çok daha kolay yapılır. Örneğin, ABD'de başkan adaylarının ikisi de kontrol altındadır. ABD'deki Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler ile İngiltere'deki Muhafazakâr ve İşçi partilerinin görüşleri çok farklı değildir. Hatta, çoğu zaman olaylar karşısında, daha önce rakiplerinin savunduğu görüşleri savunurlar.
Bizde de bu anlamdaki demokrasi yerleşiyor. Oy kapma uğruna, vatandaş satın alınmaya çalışılıyor. Vatandaşa doğru söylenmiyor. Gerçekler saklanıyor. Örneğin, kamusal alanlarda "simge haline gelmiş bulunan başörtüsü" yasağını kaldırmaya kimsenin gücü yetmez. Ama, bu konuda söz veriliyor. Aslında, "simge" biçiminde olmasa, "başörtüsü" için kimse bir şey demezdi. Hatırlanırsa, eski solcular da birbirlerini yanlardan sarkan bıyıklarıyla tanırlardı.
IMF ile beraberiz
Aslında, ekonomiyi ve yerleşmiş ekonomik kuralları hiçbir parti değiştirmeyecek. Yani, kim gelirse gelsin, yabancılar tarafından sağlanan bu ekonomik iyileşme devam edecek. IMF ile bir süre daha beraberiz. Mazotu bir liraya indirmek gibi, dengeleri bozacak işler, yapılamayacak. Çünkü, bütçe gelirlerinin bir bölümünün, belli bir işe tahsis edilmesi dönemi bitti. Rahmetli Özal, kurduğu fonları kullanarak bütçe dışı işler yapabiliyordu. Özal'dan sonra, fonlar iyi yönetilemeyince, bütçe disiplini de bitti. Sıkıntılar yeni aşıldı ve yeni fonlar oluşturulmasına izin verilemez.
Kim mi kazansın? Tayyip Bey'i, Deniz Bey'i ve Devlet Bey'i kafanızda yan yana oturtun. Kimi "başbakan" görmek isterseniz ona oy verin. Artık, hiçbirinin hâkim sınıfları karşısına almaya çalışacağını sanmıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder