2007-10-02

Günün Yazısı: Tiksinti ve Alkol

Evet aklımdaki konulardan o kadar uzaklaştım ki, başlığı bu yüzden ancak bu şekilde koyabildim.
Tiksinti aklımda olan kelime idi. Geçenlerde TV de Ankara da bir gece klübünun kapatıldığı ve yerine abuk bir kebapçının geldiği ve şu anda Türkiye de yönetimde olan kesimin ordaki bardaklardan daha evvel o bardaklarla alkol içildiği gerekçesi ile tiksinti duyduğu gibi haberler çıktı. Bütün bunlar doğru ise gerçekten durum vahim demektir. Politik olarak bir abeslik ve saçmalık olmakla beraber olay beni psikolojik olarak ilgilendiriyor. Hatta üşenmedim internette tiksinti üzerine ufak bir google lama bile yaptım.
Beni haberin son kısmı ilgilendiriyordu. Efenim daha evvel alkol içilen bardaklardan su içmek istemeyenler varmış. Bu alkole karşı irrasyonal bir tiksinti belirtisi oluyor benim için. Bunun din ile alakası yok bence. (Din ile tabii ki kültürel ve tarihi anlamda ilgisi var, ama olay tamamen sosyolojik olmuş durumda) En başından beri Türkiye de Necmettin Erbakan gibilerin başlattığı dinci küçük burjuvanın politik çıkışını ve daha sonra Erdoğan ile işbirliği yapan büyük sermayenin ben Türkiye de en ufak bir şekilde din ile ilişkisi olduğunu düşünmüyorum.
Tiksinti asıl konu ise orda kalmaya çalışalım... Ama kalmakta zorlanıyoruz...
Necmettin Erbakan herkesin bildiği gibi Almanya da 'müüüheeendis' olmuş bir arkadaş. (Bu 'müüühendis' olmak, 'mütahit' olmak gibi şaibeli meslek grublarına girer benim için) Zaten geçenlerde şunu farkettim, A.B.D ye giden kapitalist, Fransa ya giden artist, Almanya, İsviçre ve Avusturya üçlüsüne giden ya teokrat ya nasyonalist oluyor:-) (bkz. Necmettin Erbakan ve dinciler tarafından dolandırılmaya doyamayan bazı Türk işçileri)
Necmettin Erbakan ın başlattığı bir hareketin şekil değiştirip, bugünlere gelmiş olması bir kere başlı başına inceleme konusu olabilir. Mutlaka olmuştur da, ama bakış açısı önemli.
Tiksinti asıl konu ise neden bütün bunlardan bahsediyorum ? Türkiye de 'dincilik' yapanlar var ve bu kişiler de halkın kara cehaletini kullanıyorlar.
Kara cehalet o insanların aptal olduğunu değil sadece eğitim almadıklarını belirten bir tanım. Bu kişiler zengin olabilirler, benim gibileri suya götürüp, susuz getirebilirler ama yine de kara cahiller.
Cahil insan yasakları başka türlü algılar. Bastırma ona herkesden daha zor gelir ve bunu yaparken negativ bir enerji ortaya çıktığı için, (çünkü aslında çocuk gibi tam bastıramaz) bunu yansıtma ihtiyacı duyar ve abartıya kaçar. Dinde aşırılık aynı zamanda inançsızlığın belirtisidir. Çünkü kişi kendisi ile mutlu değildir. Hatta dine başvurması bile bu mutsuzluktan kaynaklanır. Yani dini amaç değil araç haline getirmeye ruhsal hali onu iter nerdeyse... (Bu yüzden mesela din ve psikopatolojinin kesiştiği bir alan vardır.)
Domuz ve alkol konusundaki tiksinti bu bastırmanın bazılarına ne kadar zor geldiğini gösteriyor... Yani aslında bu şeyleri istedikleri için tiksinti duyuyorlar... Yoksa sadece geri durmak ile yetinirlerdi. Özellikle cahil kadınlar bu tip infantil psikolojiye daha yatkın oluyorlar. Yani sanki tiksinti duymasalar bazı yasakları gerçekleştirme de zorlanacaklar. (Aynı şekilde eskiden iyi ailelerden gelen bazı hiristiyan kadınlar da cinsellikten abartılı tiksinti duyduklarında Freud bunu bence doğulu bir mantık ile istek bozukluğu olarak algılıyor.) Bu parantez ama aklıma bambaşka birşey getirdi.
Türkiye deki başörtü fenomeni ekonomik olarak ezilen sınıfların bir kendi kendilerini disipline etme aracı. Yani tamamen rahibelerdeki fonksiyondan ayrılıyor sosyolojik olarak. Yani başörtü aslında öz disiplinde zorlananların bir fetişi olmuş durumda Türk politikasında.Dinen de puta tapmak gibi birşey bazılarında. Unutmamak gerekir ki, islam din olarak hiristiyanlık ve yahudilikten daha yenidir ve bazı bastırma süreçleri daha yerine oturmamıştır. Fetiş haline getirilen her olgu aslında geniş anlamda puta tapmak gibidir.
Bizim başıörtülü kadınlarımızın çoğu mesela görünüşte rahibeleri andırmakla birlikte bastırma konusunda bireysel, sınıfsal, toplumsal gerçeklere daha yakındırlar. Batı dan bakan bazı insanlar bu yüzden yanlış anlıyorlar bazı Türk kadınlarının taktığı başörtüyü. Başıörtü takan kadınların çoğu dindar değil mesela. Ben bunu bazı iyi niyetli Batılılara anlatmakta zorlanıyorum.

Freud un tiksinti kuramı ile Darwin in tiksinti kuramı birbirleri ile çelişmez bence. Çünkü ikisi ayrı şeyleri kastediyorlar...(Yani tabii ki tiksintinin sadece sosyal psikolojik olmadığı vakalar var.)
Freud un tiksinti kuramı bence dinin veya kültürün gerektirdiği disiplin sürecinde zorlananların (ve bunu amaç değil araç olarak görenlerin) yaşadıkları ambivalansı göstermesi açısından önemli. Kendi kendilerini ele vermiş oluyorlar.
Muhtemelen o gece klübünde eğlenmeyi isteyen birçok genç kadın kendini ancak psikolojik aşırılık ile belli ediyor...
Tabii bir sınıf savaşının söz konusu olduğu burda açıktır... Bunu görmemek için aptal olmak gerekir...
Dindar kesim cahil olmayabilirdi, o zaman herşey başka türlü olurdu.(Sadece şu restaurant olayı ile bile kara cahil olduklarını gösteriyorlar yine) Yani politik kargaşa ile dini de kavram olarak karıştırmamak gerekir.
Bu arada evrim (Evolution) kelimesi bu blog için önemli. Çünkü Freud Darwin in
1862 de çıkan meşhur kitabından etkilenmişti.
Bugün tesadüfen yine evrim hakkında türkçe bir blog olduğunu gördüm.

Hiç yorum yok: