2007-11-14

Nisan 1994 Ruanda Katliamı yine gündemde


Ruanda da tam olarak ne olduğunu biz uzak ve karışmayan ülkeler ne kadar anladık, çok merak ediyorum.
Tutsiler ve Hutular ın birbirleriyle kavga ettiklerini duyduk... Ama Güliver in maceralarındaki isimler gibi geldi, geçti bunlar hafızamızdan. Hiç unutmam NYTimes da seneler evvel bir başlık vardı: 'About Turks and Kurds' diye. Herhalde onlar da bu isimleri tuhaf yabancı halkları benim Afrika da bana hiçbir şey ifade etmeyen kabile isimlerini algıladığım gibi algılıyorlardır diye geçmişti aklımdan....

***

14 Kasım 2007

PARIS (Reuters) - A French court approved on Wednesday the handover to a U.N. court of a Rwandan genocide suspect accused of coordinating the massacre of up to 25,000 people in one incident.

Dominique Ntawukuriryayo, 65, had been living in France and was detained by French police in the southern town of Carcassonne last month.

Although a Paris appeals court approved his handover to the International Criminal Tribunal for Rwanda in Arusha, Tanzania, he will not be transferred immediately as his lawyers have decided to appeal against the decision.

Ntawukuriryayo was sub-prefect of the town of Gisagara in the southern Rwandan province of Butare during the 1994 genocide in which some 800,000 ethnic Tutsis and moderate Hutus were killed. He is charged with genocide, complicity in genocide and inciting the public to commit genocide.

According to the 2005 tribunal indictment, Ntawukuriryayo played a central role in a massacre at Kabuye hill near Gisagara in which thousands of Tutsi refugees were rounded up and ordered to go to a hill where they were told they would be safe.

Ntawukuriryayo organized soldiers and militias to go to the site to kill them, it says.

"As a result of his actions, Dominique Ntawukuriryayo was responsible for the death of as many as 25,000 Tutsi refugees who were killed at Kabuye hill during the period of 21st to 25th of April 1994," the indictment said.

(Reporting by Thierry Leveque; writing by Francois Murphy; editing by Elizabeth Piper

19 Kasim 2007

Ruanda da da olanları herşey bittikten sonra anlamaya çalışıyoruz. Ruanda örneği ile bugüne kadar bu konu ile hiç ilgilenmemiş insanlar ilgilensin isterdim. Bu konuda hiçbir şey bilmeyen, olaya dışardan bakan Batı dışı bir toplumdan gelen birisi olayı nasıl görmeli ? Bir kere bölgeden haber veren Batı dışı kaynak var mı? Bunu bile bilmiyoruz. Bu önemli birşey. Yine de Batı medyasının belli standartları olduğunu biliyoruz. Yani güvenmekten başka çaremiz yok kendimiz daha iyisini yapamıyorsak.
'Huttu (Hutu), Tuttu (Tutsi)' gibi kelimeler bana açıkçası hiçbir şey ifade etmiyor. Bu olayın iyi tarafı. Evet, bu kelimelerin birçok kişiye hiçbir şey ifade etmemesi olayın iyi tarafı. Çünkü tarafsızlık bence böylelikle kolaylaşıyor. Aslında Türkiye deki insanların anlamasını istediğim şey nasıl bir çoğumuza 'huttu', 'tuttu' gibi kelimeler birşey ifade etmiyorsa, aynen 'turk' ve 'kurd' gibi kelimeler de aslında Batı daki sıradan insana hiçbir şey ifade etmiyor.
Ruanda ya dönelim. Muhtemelen suni olarak yaratılmış ülkeciklerden bir tanesi Afrika da. Bölgeye ilk giden Batılı Alman Kont Von Goetzen imiş 1894 yılında. (Tabii bu bilgiler de internetten) Almanlar ordaki ufak kasabanın şefini kafaya almışlar anladığım kadarı ile. Yine tabii misyonerlik üzerinden. 'Beyaz Babalar' diye misyonerler yollamışlar oraya. Resmi dil ile oranın yönetimi savaşmadan Almanya ya bağlı olmayı kabul etmiş 1899 yılında. Tabii bu öteki Avrupalı kabilenin işine gelmemiş. Belçika Almanya nın gözünün önünde bir yere göz dikmesine tahammül edemezdi. Komedi aslında misyonerler aracılığı ile kafaya aldıkları Afrikalı lara neden Avrupalı hiristiyan 'kabilelerin' kendi aralarında durmadan savaştığını anlatamamaları...
Yine de Ruanda nın yüzde 85 ini 'hiristiyan' yapmayı başarmışlar. Dil de İngilizce veya Fransızca olmuş. Irak ta Allahtan kürtler vardı, böyle bir çabaya gerek kalmadı.:-)
Aynı işi onlar da görürler nasıl olsa...
Biz yine kaldığımız yerden devam edelim. 1915 yılında Zaire deki Belçika askerleri ufak Alman grubu ülkeden çıkartıyor ve hakimiyeti ellerine geçiriyorlar.
Halkın çoğunluğu (Batılı kaynaklara göre) Hutu imiş, yönetenler ama Tutsi imiş. E olmaz tabii, demokrasi gelmesi lazım oraya... :-) Keh keh...
Batılılar yine en sevdikleri şeyi yapıyorlar ülkedeki aptalları kendi boyundurukları altına alıp, yönetenlere karşı ayaklandırıp, silahlandırıyorlar. Bir tür halk devrimi 'özgürlük' ve 'demokrasi' için... Keh keh... Nedense Tutsiler ülkedeki Avrupalı kabile şeflerinden pek hoşlanmıyorlar ? Neden acaba ? Halbuki sahip olmadığı her zenginliğe askeri üstünlük ile sahip olmak ve oraya 'demokrasi' ve 'özgürlük' getirmek her Avrupalı kabile şefinin doğal hakkı değil midir?
Yavaş, yavaş ülkenin yönetimini ellerinde tutan Tutsiler öldürülmeye veya ülkeden sürülmeye başlanıyor. 1959 yılında Belçika destekli Hutular 160.000 Tutsi yi 'hallediyor'. 'Hallediyor' derken bir kısmını öldürüyor ama çoğunu ülke dışına sürüyor. Ülkeden atılan Tutsiler birleşip tekrar saldırıyorlar. Bunun üzerine Batılılar olayın tam olarak 'hallolmadığını' anlayıp, ateşkes ile zaman kazandıktan sonra, Hutululara 800000 Tutsiyi öldürtüyorlar. Sonra da 'ahh vahh' yapıp, 'Biz küçük bir katliama sebep olduk, hadi aranızda zengin olanlarınız para versin de, durumu biraz olsun iyileştirelim.' yapıyorlar... Katliam öyle ucuz birşey değil tabii... Öldürtmek de, iyileştirmek de para gerektiriyor...

Hiç yorum yok: