2008-01-09

Muharrem 1 1429 ve notlar...

Bugün islami ay takvimine göre yılın birinci günü. Kimsenin farkında olduğunu sanmıyorum. Bu işle ilgilenenler hariç. Halbuki böyle şeyler kültürel açıdan çok önemli.

***

Dünkü yazı yine bir kızgınlık anında döküldü. Çünkü aslında okuma konusunda 'çalışkan' ama yazma konusunda tembelim... Yazmam için enerji seviyemin yükselmesi lazım, kızgınlık aynı zamanda enerji verir. Memnuniyet halinde insan bence doğal halinde yani tembeldir... Sistem tamamen denge içerisinde ise niye harekette bulunsun? Ben doğal halimde biraz otistiğim.:-) Birşeyi kendim için okuyorsam, ki genellikle öyle oluyor, dışarıya birşey taşıma, aktarma ihtiyacı içerisinde olmuyorum. Ancak kızdığım zaman doğal ahenk modumdan çıkma ihtiyacı hissediyorum...
O zaman da genellikle kendi kendime 'sayıklamaya' başlıyorum. Eğer karşımdakine göre davranırsam, çok şey yazmam gerekir... Bu da beni sıkıyor. Ama en azından bazı kitap isimleri verilebilir.
Benlik problemi en basit şekli ile Rorty nin 'Olumsallık, İroni ve Dayanışma' kitabının 'Benliğin olumsallığı' kitabında geçiyor. Ama aslında kaynak olmaktan çok sonuçları özetleyen bir kitap Rorty nin kitabı... Daha evvel okunması gerekenler Freud, Nietzsche, Jung,
Norbert Elias; Medeniyet Süreci 1. ve 2. cilt., Güdü Yapısalları ve Toplum
(Triebstruktur und Gesellschaft) Herbert Marcuse....
Liste daha fazla uzatılabilir ve daha iyileştirilebilir...

Benlik problemi bence çok ciddi bir problem. Moderniteyi eleşitren biri
Descartes ın 'Cogito ergo sum' u ile tatmin olmayacaktır. Bir kimsenin benliğini aslında en kaygan (Düşünmek uçucu bir işlemdir, kelimeler sağlam ve değişmez yapıtaşları değillerdir.) zeminde tekrardan sağlam olarak tanımlama isteği çünkü zaten doğal karşılanamaz. Bir kere söz herkese ait olan alanın malıdır, kişi ise özeldir... Bir kere kendini söz ve düşünce üzerinden tanımlamak isteyen toplum ile arasına bir 'sözleşme' koyuyor denebilir...
Sonra kadın benlik ile erkek benlik arasında mutlaka fark var. Bu farkın telafuz edilmesinden korkanlar genellikle kadının aslında en iyi halinde bir erkek gibi davranmasını bekleyenler... Bu da ne büyük bir saçmalık!
Toplum (sadece bizim toplumumuz değil, Batı bence daha beter) aslında 'ideal benlik' (ki böyle bir şeyin biraz eğreti olacağı açık) kurgusunu erkek üzerine yapıyor... Bir de böyle bir gelenek var, bu geleneğin kolay kolay aşılması beklenemez... Platon un metinlerini okuyun, kadınlardan nasıl nefret ettiğini, erkek arkadaş kavramını eşcinsellik derecesinde abarttığını göreceksiniz... Sonra Romalıların hukuk metinlerini düşünün kadın muhatap bile değil...
O zamanlar bu farkın telafüz edilmemesi, 'modern' idi ve kadını desteklemeyi amaçlıyordu, çünkü modern öncesini aşmak istiyordu.
Yani kadın aslında modern öncesi düşünen kimselere belki değersiz, belki erkekten daha az değerli gözüküyordu ve bunu telafi etmek için bir çaba vardı. Ama bazı şeyler o kadar geride kaldı ki, bugün artık kimse normalde o zamanki kadar seksist düşünmüyor. Türkiye de ve kırsal bölgelerde, veya dünyanın başka yerlerinde bu konularda hala sorun olabilir ama yine de bence o zamanlara göre oldukça mesafe kat edildi...

***

Jung un benliğe bakış açısı ilginç... Jung bireyin 'soyu' ile (ırk demeyelim, ki Jung diyor, bu onun için somut ve önemli bir kavram) bir bağlantı içerisinde olduğunu savunuyor... Yani aslında bizim modern anlamda anladığımız şekli ile tekil birey yok... Biz aslında meyve, sebze gibi devamlı üreyen bir zincirin içerisinde bulunuyoruz...
Tabii bu tanı Jung un kendisi için de bir sorun oluyor, çünkü aslında Jung modern bir eğitimden geliyor ve kimse de üniversitede insanların aslında ataları ile rüyalar üzerinden konuştuğunu iddia eden bir Prof. istemiyor...
Jung aslında çok büyük ikilemler içerisindeydi. Zaten kendisi yapısı itibari ile hareketli bir yer altı ruh dünyasına sahipken, bunun üstüne bir de o zamanın çelişkileri ve problemleri eklendi... Yani hem iç dünyadan, hem de dış dünyadan baskı altında idi...

Hiç yorum yok: