
İtalya Vatikan ın olduğu ülke ve katolik bir ülke. Ama aynı zamanda laik ve bilimin dincilerin gölgesinden kurtulmak için oldukça ciddi savaşlar verdiği bir ülke.
Ünlü bilimadamı Galileo ya engizisyon mahkemesi tarafından yapılan muamelenin haklı (!) olduğunu bu çağda bile savunabilecek kadar küstah olan Papa Ratzi Roma daki 'La Sapienza' üniversitesine öğrenci barikadları sayesinde sokulmadı bile.
Yukarıdaki linkte BBC nin konu ile ilgili haberi var.
Bilimadamlarının da desteklediği protestoda Güney Almanya lı (Bavyera Eyaletinden) eski kardinal Ratzinger in düşünür Paul Feyerabend ı referans vererek (ki bu nasıl oluyor anlamıyorum) Galileo ya yapılan muamelenin haklı olduğunu ilan etmesi eleştiriliyor ve bilime bu şekilde yaklaşan bir insanın bir öğretim yılını açmak için konuşma yapmasının laik bir yaklaşım olmayacağından bahsediliyor.
***
Kısa bir süre önce Bavyera Eyaleti nden geçerken Bavyera Radyo sunda her zamanki gibi sevgi ile bahsediliyordu Ratzinger den. Ordakiler için Ratzinger mahalli bir yerden uluslararası bir makama çıkmayı başarmış bir hemşeri, anladığım kadarı ile. Haberlerdeki ilk haber iki oğlunu öldüren anne idi ve hemen sonrasında Ratzinger in Aziz Stephan Günü dilekleri vardı. İlginç bir haber ikilisi diye düşünmüştüm.
Eski Kardinal Ratzinger medya starlığına ilk büyük adımını Regensburg Konuşması ile attı. Gazetecilikteki 'Only the bad news are good news.' sözünü içselleştirmiş olacak ki, negativ haberlerle de olsa medyada yer almasının kendisine puan getireceğini düşünüyor tahminen.
Bir italyan profesörün dediği gibi Papa üniversitede konuşturulmamasını kendini 'zavallı kurban' durumuna düşürerek kullanmayı da düşünüyor olabilir.
Genellikle papalar ile uğraşmam ama Ratzinger in Regensburg Konuşması unutulacak bir konuşma değildi. Katolik kilisesinin sabit fikirli olma ve geleneksel kin gütme prensibinin eşsiz bir örneği olarak saklanmalı bence...
***
Bunun dışında her yerde artan bir dincilik var. Türkiye nin gündemindeki haberler de üzücü. Ama herkes AKP gibi bir partinin oluşmasında Almanya nın ve A.B.D. nin büyük katkısı olduğunu biliyor. AKP kadrosu nasıl Erdoğan a sadık, genellikle işinin ehli olmayan, insanlardan oluşuyorsa, Türkiye de aynen bu şekilde bir kadrolaşmanın olmasını isteyen bazı güçlere karşı Erdoğan ve Gül ün 'kul' oldukları biliniyor. Yani nasıl kendileri hiyerarşik bir düzende yaşıyorlarsa o hiyerarşiyi emir alırken de uyguluyorlar ve bunu doğru buluyorlar... Onlara göre dünyanın düzeni böyle işliyor... Adam adama görüşmek sistem düşüncesini tanımayanlar için bir ayrıcalık sanılıyor. Halbuki Batı da sistem bireyden üstündür, hele hele devlet sistemi. Amerikan Büyükelçi sinin 25 dolları aşan bir hediye alması söz konusu olamıyor ama Gül ün ve Erdoğan ın Amerika daki yemek haberlerinin basına sızdırılması bile bir garsonu işinden edebiliyor... Çünkü aslında ne yaptıkları, ne ettikleri bilinmesin, onlar eski hükümranlıklardaki gibi yaşasın istiyorlar... Suudi Kral dan gelen hediyeler de cabası... Hoşgeldin eski doğu imparatorlukları... Yüzyıllardır bu yüzden batmakta olduklarını hala anlamıyorlar herhalde...
***
Laiklik bence her yerde A.B.D. ve İngiltere nin beraber estirdiği faşist dalgalanmalar yüzünden krize girdi. Bakalım kendileri ne zaman krize girecekler.
***
Sistem ve birey konusu felsefe ve psikoanaliz açısından da hep aklımda olan bir konu...
Bizim dinciler genellikle iyi niyetli ve saf oluyorlar. Evet çıkarları konusunda uyanık ve çok hırslılar ama yine de inanılmaz köylü bir tarafları oluyor genellikle. Nedir bu köylü taraflar ?
Hiyerarşi kırsalda çok önemlidir. Hiyerarşi ve 'büyüklere' saygı aslında tam olarak kültürel bir şehir hayatına geçememiş olmanın getirdiği bir gerekliliktir. Çünkü hiyerarşi olmazsa 'düzenin' bozulacağına inanılır. Tabii ki bu 'düzen' anlayışı kültürel güçten çok kaba güce dayanır. Bu yüzden mesela kırsalda (hem Avrupa da, hem Türkiye de) erkek olmak daha önemlidir. Çünkü erkek doğal bir güç kaynağı olarak görülür. Zihinsel güç sadece doğa kurallarının işlediği bir yerde anlaşılması güç bir kavramdır, çünkü görülmez.
Bilim, sanat olmadığından veya az geliştiğinden maddeye düşkünlük vardır. Bizim işçilerin çoğuna bir tane kitabı zor aldırırsın ama cep telefonu ve araba için aç bile yatarlar...
Batılılar bu 'çocuk-insanların' (Hermann Hesse nin bir kavramıdır) zaaflarını çok iyi biliyorlar... Ama kendileri zaafkar insanlar değillerdir. (en azından çoğu) Sistemleri buna izin vermemek üzere düşünülmüş.
Çünkü Batı zihinsel gücü maddeye çevirdi, eski adi simyacıların düşü idi bu. (Gerçek simyacılıkla ilgisi olmayabilir, ama biz gerçekten burada değersiz bir metal üzerinden değerli metal kazanma fikrinden bahsediyoruz.) Yani Batı burdaki doğu maddeciliğinden uzaktır. Tabii ki bunun doğuluların kendilerini köle yapan bir zaafları olduğunu biliyorlar.
Doğulular bunu biliyor mu, bundan emin değilim. Onlar bütün herkesin bence kendileri gibi olduğunu zannediyorlar ve zaten alışkanlıkları olmadığı üzere bu dünyayı fazla kafa yormadan terk etmek istiyorlar...
Çoluk, çocuğa karışıp mal biriktirmek pek çok kişinin genel arzusu... Bence bu arzu kırsal da şehirden daha fazla ve doğuda batıdan daha fazla... Genel olarak bu tandans sağ ideolojide soldan daha fazladır. Genel olarak fazla beyin gerektirmeyen bu yaşama şekli kapitalistlerin de farecikleri için en uygun gördükleri yaşama şekli oluyor... :-) Biraz peynir, haydi hop, hop...Böylelikle çok büyük kitleleri yönetmek kolayca mümkün oluyor... Vahşi kapitalizm, kırsal hiyerarşi anlayışı ve dincilik (dindarlık değil dincilik diyorum. Dindarlık pozitif bir kavram olabilir ama dincilik, madde için maneviyattan vazgeçmektir.) sağ ideolojide sarmaş, dolaş, kuzu sarması şeklinde her yerde karşımıza çıkıyorlar... Bilim ve din ile ilgileri yok, politika ve para ile ilgililer...
devamı daha sonra....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder