2008-02-10

Mölln 23 11 1992 Brandanschlag auf Türken

Ludwigshafen Yangını tabii ki hafızamızda bir araştırma yapmamıza yol açtı. Yukarıda 1992 yılındaki Mölln deki yangınla ilgili bir haber var...
Enteresan olan Türk işçilerine yönelik bu yangınların Türkler tarafından bence yeterince önemsenmemesidir... Mesela Vikipedi de böyle bir link yok bile.
Rostock ta 1992 yılının Agustos ayında olanlar da tabii unutulmamalıdır. Bu konu hakkında webde avi formatında bir film de var.

Ama benim söylemek istediklerim başka. 'Kurt' tipini hatırlayın lütfen. Aşağıdaki bloglarda bu tiplemeden bahsediyorum... Şimdi 'kurt' bu gibi olaylar karşısında nasıl bir tavır takınır ve aslında ne kadar ikiyüzlü ve yüzeyseldir bunu göstermeye çalışacağım.
Tabii bu gibi olaylar karşısında Almanca da yazabilirdim, (belki yazarım şu anda bilmiyorum) ama inanın pek bir manası yok. Ahlaken bazı taleplerde bulunabilirsiniz, yaşama hakkı en doğal haktır ama sadece ahlaki bazda kalıyorsa bazı istekler, uzun vadede hiçbir şey değişmez.
Türkiye nin göç veren bir ülke olması başarılamamış sosyal devlet olmanın faturasıdır ve aslında bir utançtır. Ludwigshafen da yanan Gaziantepli işçiler, Irak ta şöför olarak vurulabilirlerdi de birçokları gibi... Veya Tuzla Tersanesi nde can verebilirlerdi, son zamanlarda durmadan tekrarlandığı gibi...
Türkiye nin vasıfsız işçileri ve onların yaşama şekilleri Avrupa daki işçi hareketinden önceki zamanları hatırlatır... Can pahasına 'çalışan', aslında sömürülen insanlar...
Kapitalizm zaten böyle yükselmemiş midir ? Ama ülkede sen işçi haklarından bahsedince kötü olursun... Bunu aklım almıyor.
Çünkü 'kurt' korkak ve ikiyüzlüdür. O işçileri milli bir mesele yapar ama aslında zerre kadar umurunda değildirler. Neden olsunlar ki? Kurt ta kötü şartlardan gelmiştir çoğunlukla ve bu yüzden medeni bir dünya tasavvuru yoktur. 'Kim kimi ezerse...' Hayat anlayışı budur... İnsan olarak üzülebilir ama aslında en ufak bir toplumcu tarafı olmadığı için olayın nedenini, niçinini düşünemez. Uzun boylu düşünmek de istemez, bu onu sıkar... Şov her zaman gerçeklerden daha önemlidir...
İhtiyacı olduğu zaman onlardan kendisi için oy ister ama aslında o insanların orada olması 'kurt' lar için per se kötü birşey değildir, çünkü göçebe zihniyetinden ulus devlete tam olarak geçememiştir. Bu yüzden dünyevi gerçeklerin ağırlığına katlanıp, buna karşı aktiv tavır almaktansa dinin afyonuna sığınmayı tercih eder... Bu eksiklerinin 'küreselleşme' kervanına katılarak kendiliğinden 'yok' olacağını bekler... Geç modernleşme, hatta modernleşememe işte budur, yoksa araba, cep telefonu, bilgisayar sahibi olma ve onları kullanma değil... Her yüzyılın kendine göre hareketleri vardır ve siz aradaki yüzyılları kaçırdığınızn farkında bile değilsiniz...Küreselleşme haklı olarak sizin gibileri entegre etmeye çalışacaktır, çünkü arkadan gelen hep en öne geçmeyi hayal eder... Kapitalistler, özellikle Amerikan kapitalizmi en arkadakilerin ne hayaller kurduğunu çok iyi bilir.
Kendi göçebe ve vahşi hayat anlayışının şu andaki Amerikan ve İngiliz faşizmi ile yer yer uyumu ona, yani kurda, 'iş adamı' olarak 'dünyaları fethedebileceği' serabını göstersede, bu aslında ağır gerçeklerden kaçmaya çalışmanın bir başka yoludur, ayrıca çok egoist ve adice bir yoldur... Bu liberalizm per se kötü olduğu için sizin 'hamsi' olarak 'balina' ile aşık atacak durumda olmamanızdan dolayı bu böyledir... (Bu konu başlı, başına bir konu)
Konudan sapmayalım. Aslında o ölen işçiler ile aynı sosyal statüden gelmiş olsa bile
'işveren' kılığına bürünerek bazı ağır gerçeklerden kaçmaya çalışır. Bunu 'uyanıklık'
adleder, halbuki değildir. Korkudur aslı genellikle.

Hiç yorum yok: