Ne zamandır beri şöyle bir kızıp yazmamıştım. Oldukça çok şey biriktirdim o arada içimde...
Megaköy Istanbul un (Istanbul a şehir demek bence artık mümkün değil.) gürültü sorunu olduğu biliniyor. Ama bu gürültüyü yapanlar bu megaköyde yaşayan insanlar. Yani herhalde insanların yaptıkları şeylerden dolayı, bir yer sorumlu tutulamaz... Istanbul halkı diye birşey olmadığı için halktan da bahsedemiyoruz bu köyde... Niye Istanbul halkı diye birşey yok? Bu kadar göçe ve gereksiz genişlemeye hiçbir şehir dayanamaz ve bir megaköy olur çıkar...
Bazı ülkelerde klakson çalmak yasak. Para cezası var. Çok da iyi oluyor bence. Istanbul da ne kadar gereksiz, yerli yersiz, saatli, saatsiz klakson çalındığı düşünülürse, böyle bir yasak burası için de düşünülebilir. En başta belki uyulmaz ama yavaş, yavaş azalır en azından belki bu hayvanlık. En azından saat 22:00 den sonra bazı şeylere dikkat edilmesi gerekir. Saat 24:00 ten sonra hala deliler gibi klakson çalmak, yapısal bozukluklardan dolayı tıkanmış bir trafiği megafonla düzeltmeye çalışan bir polis, bence şehir değil, megaköy görüntüsü veriyor...
Artı trafikte yürüyen disko şeklinde seyreden bazı gelişmiş maymunların kullandığı araçların da ceza alması gerek. Bir oto radyosu belli bir desibeli aşmamalı. Nasıl alkol ölçümü yapılıyorsa, desibel ölçümü de yapılmalı...
Ambulans olayı Istanbul da çok güdük idi maalesef. Ambulans yok gibi birşey idi. Bu yetersiziliği gören 'girişimciler' özel firmalar kurup, can pazarından sermaye kapmaya çalışırken, 'Vur deyince öldür!' kuralı işledi yine Istanbul da. Ambulans istisnai bir hali gösterir normalde ve bu yüzden sinir bozucu bir alarm üretir. Fakat Istanbul da bu olay istisnai değil, devamlı olmakta... Devamlı ambulans sireni duyulan şehir olmaz, megaköy olur... Istanbul da ambulans sorunu için başka bir yol düşünülmeli ve şu andaki aşırı yüksek sesli, aşırı sinir bozucu alarm yerine başka bir uyaran geliştirilimeli...
Hayatımda hiç duymadığım kadar çirkin ezan okuyan insanlara müzik, makam dersi verilmeli. Bir standard ezan herkese dağıtılıp, o standard ezanın okunması düşünülebilir ve belli bir desibeli geçmeyen yine. Şu anda tamamen kakafonik bir durum söz konusu.
Orhan Veli 'Istanbul u dinliyorum, gözlerim kapalı' dizelerini tekrar yazamazdı artık mesela...Çünkü Istanbul artık yok, megaköy var...
***
23 Nisan 2008 Çocuk Bayramı kutlanırken tesadüfen TRT 3 te bu sene çocuk meclisine rastladım. Gerçi o gençlere 'çocuk' demek ne kadar doğru, tartışılır. Aslında yaş aralığı gereğinden fazla büyük tutulmuştu 23 Nisan için. Ama hadi boşver... Istanbul için genç bir erkek çocuk çıktı. Muhtemelen AKP li çevrelerden geliyordu. (Gerçeği bilmiyorum ama tahmin ediyorum. Genellikle gergin geçen bir meclis oldu. İzmir den gelen delegenin ayağa kalkma teklifini bile çok magandaca bir şekilde engellemeye çalıştılar...) AKP lilere özgü 'Sorun yok, çözüm var.' martavalını bellemiş bir zihniyetin yan etkisi olarak, Yahya Kemal Beyatlı dan bir dize okudu. Istanbul un Yahya Kemal Beyatlı zamanı biteii o kadar çok oldu ki, 'Geçti Bolu nun pazarı, sür eşeğini Niğde 'ye!' demek geldi içimden... Mesela Istanbul un artık bir göç şehri olduğundan tek bir cümle ile bahsedilebilirdi. Mesela Kırklareli den gelen genç bir kız çocuk bunu dile getirdi, ki bu bir yeri niteleyen önemli bir gerçek...Istanbul için bunun mutlaka söylenmesi gerekirdi...
Yahya Kemal zamanı çoktan bitti Istanbul un, bazıları bazı yerlere yeni varıyor olabilirler ama dışardan bakıldığında ne kadar absürd (saçma) bir manzara çıktığının ortaya farkında bile değiller...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder