2009-10-30

Her gün yazmak

Evet, bir günlüğün -en azından- bir amacı olmalı, o da her gün yazmak, her gün yazabilmek...
29 Ekim 2009 atlanmış oldu işte, hiç istemediğim halde, bugün 30 Ekim 2009.
Kızım uyuyor, yoksa şimdi burda olamazdım...
Ergin Yıldızoğlu nun köşe yazısını okuyabilmem bile iki gün sürdü. Yani normal şartlarda yaşamıyorum bu aralar veya tam tersi normal şartlarda yaşamaya yeni başladım...-)) Daha doğrusu bir fani için normal, bir akademisyen için anormal şartlardayım...
Ergin Yıldızoğlu nun yazısı güzeldi, sonra tabii hemen verdiği linkten Axel Honneth in Sloterdijk hakkında yazdıklarını okudum. Hoşuma gitti tabii ki, çünkü uzun zamandır Almanca entellektüel bir polemik yazısı okumamıştım. Normalde Axel Honneth pek böyle yazmaz, çok iyi tanıdığım bir yazar değil ama yine de bir fikrim var tabii ki...Habermas öğrencisi ve Habermas çizgisinin temsilcilerinden sayılıyor. Bu tip filozoflar genellikle can sıkıcı yazarlar ve polemik olmamaya gayret gösterirler, ama tabii söz konusu Sloterdijk olunca
herkes zıvanadan çıkabiliyor... Bir kere bu komikti ve hoştu.
Tabii gazete yazıları akademisyenlerden çok bu yazıları uzaktan takip edenler için yazılıyor, yani halka dönük bir temaşa tarafı var. Demek bende de halkta ki gibi adi bir taraf var ki bu temaşa hoşuma gidiyor. Hatta ben bütün olayı hiç ciddiye alamıyorum..Yazıya, Almanca deyimlere takılıyorum, ahh çok ama çok hoşuma giden tabirler vardı...
Honneth kısmen haklı tabii ki ve Sloterdijk böyle bir eleştiriyi hak ediyor ama Honneth in de haklı olmadığı, Sloterdijk ın bile savunulması gereken tarafları var bence...
Sloterdijk kendi kabiliyetine ihanet etmiş bir insan... Sloterdijk niye roman yazarı veya başka birşeyin yazarı olmadı da, filozof oldu, bilemiyoruz...Ama elimde olmadan Viyana daki -yıllarca süren- Sloterdijk ziyaretlerimi hatırladım tabii...
Gerçekten en başından beri Sloterdijk ta bir 'Guru' havası vardı...Ama Hindistan da gerçek bir 'Guru' nun yanında bulunduğunu bilmiyordum... Ama müritlerine ders veren bir hoca tarafı vardı hep...
Biraz tarikat yöneticisi havası hep vardı...İnsan onun derslerine neden gittiğini bilmeden sineğin ampülün etrafında dolanması gibi, gider otururdu orda. Bir konserden kalkar gibi de kalkardı. 'Piyanist' bazen iyi bir doğaçlama çıkartır, bazen de o kadar iyi olmazdı ama siz tabii bir performansçının her zaman aynı
şeyi veremeyeceğini bildiğiniz için, onun sadık bir müridi olarak, onu yine, yeni, yeniden izlemeye giderdiniz...

Hiç yorum yok: