2009-10-17

Kaldığımız yerden...

Geçenlerde Cumhuriyet te Oktay Akbal ın köşe yazısını okurken, kendimden de birşeyler buldum yazıda. Yazmak çok kendine özgü bir iş, öteki hiçbir işe benzemiyor...Ara verdin mi, tekrar başlamakta zorlanıyorsun...
Bunun dışında Oktay Akbal 'Yazmanın yaşı yoktur.' diye yazıyordu, bence de öyle tabii, yazmanın yaşı yoktur. Ama sanki o bunu biraz da savunmacı bir şekilde yazmıştı, ki bence böyle bir savunmaya hiç gerek yok. Yazmanın güzelliği zamana meydan okuyabilmesi zaten...Yazı zamanın gerisinde kalabilir, ama zamanın önüne de geçebilir...
Veya zamanı umursamayabilir... Veya zaman ile adımdaş olmaya çalışabilir. Sonunda canlı dijital bir günlük, zamanı sınır olarak tanır...

***

En son blogum İngilizce çünkü Türkiye, Türkçe bana bazen çok dar geliyor. Geçenlerde gazetede bir başlık gördüm, devamını okumadım ama başlık zaten bence yeterli idi. Adamın biri yaz tatili için geldiği Türkiye de yaşadığı bir olay yüzünden, vatandaşlıktan çıkmak istemiş... Gazetede bunu alaylı bir şekilde veriyor sanki...Yani 'burda her gün böyle şeyler oluyor, biz de mi vatandaşlıktan çıkalım?' gibilerden... Ben bundan 10 sene evvel duygusal sebepler ile vatandaşlıktan çıkmadım ama iyi ki çıkmışım...Tek başına bir kadın olarak bunu yapabildiğim için de, ayrıca mutluyum. Fransız Devrimi nin anladığı şekilde vatandaşlık modern bir kavram ve modern öncesi tarım ağırlıklı toplumların hayat anlayışları ile çakışıyor... Yine Cumhuriyet te Erdal Atabek in bir yazısı bende birçok çağrışımlar oluşturdu...Gerçi yazı Bayram da yaşanan trafik kazaları üzerine idi, ama 'tarım toplumu' ve 'makine toplumu' gibi bazı modernist kavramlar içeriyordu. Tarım toplumu aynı zamanda daha sınıf toplumu idi, şimdi biz ne tarım toplumuyuz, ne de sanayi ama hala fecii şekilde sınıf toplumuyuz... Ama bunun tabiiki modernleşmenin menşeei olan ülkelerden olmamamız ile ilgisi var...

Hiç yorum yok: