Bugün 6 Kasım 2010. Yorgunum ve aslında bugün hiç ama hiç Türkiye ile ilgili birşey yazmak istemiyordum.( Kedim Che yine 'rollig' oldu, rahat vermiyor, konu ile ilgisi yok.)
Yine de madem bu ülkede aklıma ziyan edip saçma sapan şeyler okuyorum, onlardan kurtulmalı, bir zihinsel temizlik yapmalıyım.
En başta Margritte ile ilgili bir biografi okuyordum. Tabii büyük bir keyif. Her ne kadar yazarı biraz zorlama bulsam da, bazı yerlerde. Sonra Mehmet Rauf un Eylül üne devam ettim. Güzeldi, sonunda Boğaz da yalı almayı başardılar. Bunlar tabii Türkiye nin güncel hali ile ilgili kitaplar değiller, birincisinin zaten Türkiye ile ilgisi yok.
Sonra elime Mustafa Baybal ın kitabı geçti. Üzüldüm tabii adamın haline. Ona yapılan haksızlıklara.
Sonra ne okudum bilmiyorum. Ama zaten şimdi yazmam lazım, okuduklarımı saymak değil.
Cengiz Aktar ve Mustafa Akyol un yazıları HDN de yanyana çıkıyor. Şimdi bu birbirinden ayrı iki formatı liboşluk çerçevesi içerisinde biraraya getiren faktörleri incelememiz lazım.
Cengiz Aktar ın Paris te yazdığı bir tezini bundan çooook seneler evvel okumuştum ve kendisini haksızlığa uğramış Paşa torunlarından olarak gördüğünü biliyorum. Mustafa Akyol un açıkçası biyografisini okumadım ama bir tek cümlesi onu 'anlamama' yetti. 'Bir aile kızını erken yaşta tessettüre alıştırmak isterse imiş....' Hıııı....
Hah!
Cengiz Aktar ın bir ailesi var mi bilmiyorum ama kızını (varsa) ilkokulda tesettüre ( o ne ise, ne olduğunu bile bilmiyorum Allah a şükürler olsun ki!) bulaştıracak bir insan olduğunu zannetmiyorum.
Mustafa Akyol da büyük bir saflıkla kendisinin böyle birşeyi şahsen desteklemediğini ama kendi hayalindeki liboş gezegeninde bütün bunların mümkün olması gerektiğini savunuyor...
Şimdi bu iki ayrı formatı ne bir araya getiriyor? Atatürk e karşı olan nefretleri...
Tabii bu şahsi bir nefret olmaktan öte egoist bir taraf tutma aslında...Mustafa Kemal Atatürk orta sınıfın temsilcisi idi ve Osmanlı nın o bitmiş, tükenmiş halinde Avrupai bir orta sınıf çıkarmaya çalıştı. Bunun üstündekiler ve altındakiler bu işten hiç ama hiç hoşlanmadı...Paşa torunları ve muhafazakar dinci kesimin torunları Atatürk ün yaratmak istediği şehirli, okumuş, mütevazi orta sınıftan nefret eder oldular...
Onların gözünde Paşa torunlarının hakkı yenmiş, (çünkü kendilerine alt sınıftan birçok rakip çıkmıştı), muhafazakarların gözünde ise 'islam' elden çıkmıştı. Kabul etmek gerekir ki, alt sınıf burda daha saf ama aynı zamanda libido konusunda çok daha tutucu kalıplara sahipti...
Monarşilerin çoğunun geçmişte devamını sağlamış olan aristokratların burjuvanın altını kendilerine yandaş seçmesleridir... Vakit yok yine...Arkası yarın...O da vakit olursa...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder