2006-11-27

Sorrow


Bu resim de 'Oda Toplama' serisinden...İnanılmaz şeyler buluyorum eski odamı toplarken ve onları biraraya getirmek hoşuma gidiyor. Yandaki kartpostal 'Van Gogh und die Haager Schule' diye br sergiden.
28.2.-27.5.1996 tarihleri arasında imiş. Sergiyi hatırlıyorum ama tarihini tabii hatırlamıyordum. Onu bulup buraya yazmak hoşuma gidiyor. Belki de 'Van Gogh ve Şizofreni' diye bir çalışma yapma düşüncesi belli belirsiz bir şekilde bu sergide oluştu. O zaman ama Freud un teorileriyle boğuşuyordum. 'Ölümgüdüsü hipotezi' ile... İsmi bile korkunç! :-))) Ama ben olayları başka türlü görüyordum, görüyorum.
Bu resim üzerine yazmayı hep istemişimdir ama yazmadım...10 yıldır bu konudaki düşüncelerim değişmedi ama dünyanın hali değişti o sırada. Bu resim mesela hristiyanlıkla, dışlanma ve aziz olma ile ilgili bir resim...
Nietzsche( 1844-1900) ve Van Gogh (1853-1890), bence ikisi de modern zamanların 'aziz' leridir. Bu sefer 'aziz' kelimesini iyi manada kullanıyorum. Normalde 'aziz' kelimesini pek iyi manada kullanmam ama Nietzsche ve Van Gogh söz konusu olunca iş değişir. İkisi de dindar ailelerden geliyorlardı ve iyi niyetli idiler. Bu bir kere çok önemli. Kırsal bir tarafları vardı, bu saflığı beraberinde getiriyordu. Ama bu sefer 'saflık' kelimesini de iyi manada kullanıyorum. Çünkü aptal değildiler, zeki, çok zeki idiler. Toplum tarafından dışlanıyorlardı...İkisi de kendi toplumları tarafından farklı şekilde dışlanmış insanlardır. İkisi de psikolojik olarak çökmüştür hayatlarının sonunda.
Acaba bu yazıyı birgün oturup yazacak mıyım?

15 Şubat 07

Elimde yine bir Van Gogh biyografisi var. Bir kaç kere okuduğum halde yine okuyorum. Sien dönemi... Tam olarak tarihleri vermemişler ama yukarıdaki resim Nisan 1882 olarak geçiyor. 1879 ve 1880 i Borinage da, Belçika da geçirdiğini biliyoruz.
Rahiplik mesleği ile olan başarısızlığından sonra Van Gogh yeni arayışlar içerisine giriyor. Bence ressam olma fikrini hep içinde taşıyor.
Van Gogh un ressam olabilmesi için çıplak insan vucüdu çizebilmesi gerekiyordu. V.G. akademide böyle bir ders olduğunu biliyor, kendisinin de -her ne kadar okul dışı autodidakt (kendi kendini eğiten) olsada- böyle birşey yapması gerektiğini bence sezinliyordu.
V.G. bence hiç istemeden çıplak kadın çizenlerden. Çünkü bu onun ultra dindarlığı ile tam olarak uyuşan birşey değildi. Ama da bunu yapması gerektiğini düşünenlerden... V.G. büyük bir ihtimalle röntgenci durumuna düşmek istemiyordu. Onun için çıplak kadın vucüduna olmadık manalar yüklemeye ama aynı zamanda onu röntgenci ve şehvetli bir erotikten kurtarmaya çalışıyor... V.G. burda 'hypermoralisch'. (Tabiiki bütün bunlar erkeğin kendi içindeki savaşları... Kadınların zerre kadar umurunda değil bence bu savaşlar. Ama toplum işte maalesef 'erkeği' bir kahraman gibi merkeze koyuyor. V.G. de bunu yapıyor. Sien burda aslında hiç önemli değil. Önemli olan V.G. nin Sien i nasıl çizdiği toplum için. V.G. de bunu gayet iyi biliyor)
Tabii ki insan akademide bir sınıfla birlikte oturduğunda röntgenci değildir. Ama işte V.G. böyle bir insan değildi. Yaptığı her işe kendi damgasını basmak istiyordu. Bu da bir sanatçı egosudur, biraz hastalıklı da olsa...
Akademide öğrenci olmak yerine, zengin bir BOBO veya her ikisi (Burjuva Boheme demekmiş) olabilirdi. O zaman para verip istediği mankeni tutabilirdi. Ama V.G. un yiyecek yemeği yoktu. Aç dolaşıyordu. Ki o parası olsa da zaten böyle birey yapmayacaktı muhtemelen...
Bütün bunlar bu resmin meydana gelmesini tek başına anlatmaz ama hikayenin bir parçası olduğunu unutmamak gerekir.
V.G. bu resmi yaptığında 29 yaşında idi tahminen. Sien ilişkisinin öncesinde yine manasızca kafayı taktığı bir kadından ret cevabı almıştı ve bu onu çok üzmüştü. V.G. gururlu idi ve kadınlar tarafından ret edilmekten hiç hoşlanmıyordu. Aynı zamanda antisosyal bir yaratık olduğu için karşı cinsle ilişkileri daha da zor bir hal alıyordu. Yani 'kadın' ve 'toplum' ile ilişkisi (abstrakt/soyut manada) kesişiyordu. Bu yüzden kendine eş olarak büyük bir ihtimalle -topluma inat- bir hayat kadınını seçti.
Bence ret edilmekten de korktuğu için sıfır riziko almak istedi. (Ki bence bir hata idi.)
'Es war nach seinen eigenen Worten keine 'Liebe aus Mondschein und Rosenduft, sondern etwas so Prosaisches, wie der Montagmorgen.' s 58
Walter Nigg. V v G, Diogenes Verlag
'Montagmorgen' 'Pazartesi Sabahı' demek. Bu komiğime gittiği için bu sözü buraya taşıdım... V.G. Sien ile olan ilişkilerini Pazartesi Sabahı na benzetiyor. Buna gülmemek elde değil. V.G. protestan ve pek zengin olmayan bir aileden geliyordu. 'Aşk' ona zaten muhtemelen 'günah' gibi gözüktüğünden kendisi için olabilecek en 'aklı başında', süsten uzak, 'gerçek' bir ilişkiyi düşlüyordu. Yukarıdaki cümlede kendi yaşadığı aşk veya sevginin (Türkçeye çevrilme şekli konusunda şüphelerim var.) 'Ayışığı ve gül kokusundan uzak Pazartesi Sabahı gibi bir ilişki' olduğunu yazmışmış... 'Mış' diyorum, çünkü alıntıyı kontrol etmedim ve kendimi bu yüzden biraz da kötü hissediyorum. Zaten kitabın da biraz dandik ve komik bir kitap olduğunu biliyorum...:-)
Bazı insanlar vardır, yetiştirme şekillerinden dolayı mutluluktan, lüksten korkarlar ve zaten nerdeyse herşey lükstür ve mutluluktur onlar için... (Tabii bu mesela Doğu ya çok uzak bir tahayyül. Türkiye de bence bu tip insanlar yok ve olmadı... Libidostrukturları ve din ile ilgisi var. Türkiye de fakirlerin çoğu psikolojik olarak yukarıda çizdiğim tablodan çok uzaktır. Zaten V.G. nin yaşadığı gibi bir fakirlik, yani duyarlı, sofistike,narsist, mazoşist fakirlik çok hristiyanvari birşeydir, ben müslümanlıkta böyle bir fakirlik sevgisi, kendini aşırı frenleyip bütün hırsını tinsel dünyadan çıkartma diye birşey hiç bilmiyorum. Genellikle tam tersidir. Fakirlik güçsüzlük olarak algılanır ve kurtulunması gereken birşeydir.)
'Mater dolorasa' Bu da hristiyanlığın bir kadın tahayyülü. V.G. evine aldığı hamile orospuyu acılar içerisinde kıvranan bir Meryem gibi düşlemeye çalışıyor. Tabii olayı çok zorluyor...:-) Kitaplarda Sien in ne düşündüğünden hiç bahsedilmiyor ama aslında bence kadının aklı -ayyaş olmasına rağmen- daha başında V.G. den... Bu yüzden de biraz zaten Sien normal bir insan oluyor ve dikkatimize değer bir özellik göstermiyor. Halbuki V.G. 'deli' olmasıyla dikkatimizi çekiyor.

Hiç yorum yok: