2006-12-13

Gustav Vigeland (1869-1943)



Gustav Vigeland Norveçli bir sanatçı. Oslo (eski Christiana bence daha güzel bir isim) daki Vigeland Parkı nı inşa eden bir sanatçı. Aynı zamanda bir Antisemit. Bunu kendisi açık açık söylüyor. Bizim için daha enteresan olan onun biyografisi. Gustav Vigeland da taşradan geliyor ve çok dindar. Hatta en başında marangoz. (Kesin o da kendisini bütün dindar, taşralı ve sanatçı ruhlu hristiyan çocuklar gibi İsa ile kişileştiriyordur. Bu Batı sanatında çok rastlanılan bir temadır.) Bence ama aynı zamanda kabiliyetli bir nörotik. Onu da birgün Freud un koltuğunda görmek isteriz...:-)
Ama ben şimdi yine konuyu dağıtmayayım.
Efenim dünki yazımda Alman dilinde hep karşılaştığımız bir topluluğa 'halk' kavramı üzerinden bakma alışkanlığını tekrar hatırlatayım. Bu kendi tarihsel gelişmelerinin (daha doğrusu gelişememelerinin) bir sonucudur. 'Halk' Alman dilinde sorunsal bir kavramdır. 'Halk' onlar için bir bütündür. Homojen ve yekpare bir yapı olmasını ruhen için için arzularlar...Başka toplulukları da bu bakış açısından görmek isterler. Özellikle taşralı ve dindar olanları. Bunlar tabii psişik strukturlar. Yani başka yerde de görülebilirler ama Almanca ile özellikle sıkı fıkı bir ilişkileri vardır. Alman kavimleri oldum olası biraz taşralıdırlar.(Tabii bu mutlak olarak kötü birşey değil ama düşünce ve sanat alanında dar görüşlülük getirdiği kesin) Alman düşünce ve yönetim anlayışları da, sonradan medenileşmiş ruhen ama taşralı kalmış bir şekildedir. Bununla çok övünüyorlar. Evet, demokratik bazı hareketlerin öncüsü olmuşlardır Avrupa da. Bu da doğru. Ama herşey nerden baktığınıza bağlı. Onlar taşralılığı sofistike bir hale getirmişlerdir. (Hegel mesela ruhen tam bir taşralıdır. Ama çok sofistike bir taşralıdır.)
Avrupa da 19.yüzyılın ikinci yarısında gelişen sanat kavramı ve kişilikleri birinci furyadan çok farklıdır. Ciddi psikolojik zorlanmalar ve krizlerle dolu bir demokrasi tarihinin göstergeleridir onlar.
Fransızların aristokrasisinden gelen sanat şeklinden farklı bir sanat şeklidir.(1.furya) Şehirli burjuvayı sevmezler. Ticaret ile uğraşanlar dini sebeplerden dolayı en başta aşağı görüldüğü için Fransızlardaki gibi şehirli bir burjuva da zaten ortada yoktu. Yahudiler başka bütün mesleklerden men edildikleri için, mecburen ticaret ile uğraşmak zorunda idiler. Yani Almanca konuşulan yerlerde şehirli, entelektüel burjuva genellikle yahudilerdi. Çünkü onlar aynı zamanda ticaret ile uğraşan sınıftı.
Antisemitizmin ve Millisosyalizmin (National Sozialismus) bu kadar çok taraftar bulmuş olması tesadüfi veya sadece konjünktürel bir gelişme değildir. Çok derin kökleri vardır Avrupa nın tarihinde. Norveç, Danimarka, İsveç Almanca ile akraba diller konuşurlar. Batı Germen halkları olarak da anılırlar.

Hiç yorum yok: