2007-04-30

Hirado ve Deshima

Hirado ve Deshima 16. ve 17. yüzyılda Avrupalıların Japonya da ticaret yaparken kaldıkları ve daha sonra da kalmaya izinli oldukları yerler... Deshima okuduğum kitaba göre ('Die Barbaren aus dem Süden' = Güneyden gelen barbarlar) suni bir ada, sırf Hollandalı tüccarlar için yapılmış.
Japonlar misyonerleri ilk önce bir tekke gibi birşey zannetmişler. 'Kirişitan' diyorlarmış hiristiyan papazlara ve ne olup, ne bittiğini anlamıyorlarmış. Çünkü doğu ve batı toplumlarının sosyal yapıları farklı idi o tarihlerde.
Savaş gerçekten kaba güçle ve kılıç ile yapılıyordu. Batının dili ile konuşursak 'şövalye' (Chevalier, Ritter) ahlakı vardı. Yani 'mertlik', 'onur' gibi kavramlar önemli idi. Asiller aynı zamanda orduda savaşmaya izni olanlardı. O zamanlar en zavallılar değil, en yüksek derecedeler savaşa giderlerdi. Tüccar kısmının fazla itibarı yoktu. Toplum yapısı ve grupların hiyerarşisi farklı idi.
'Silah icat oldu, mertlik bozuldu.' diye meşhur bir söz vardır. Ayn şey Japonların da başına gelmiş. Ateşli silahları Japonlar ilk Portekizlilerin elinde görüyorlar.Savaşçı sınıf 'Bunun hemen aynısını bizim için de yapın diyor.' Yani hristiyanlığın girişi ile silah ticareti aynı zamanda başlıyor. Bu gün de Batı da muhafazakar çevreler ile silah ticareti arasında bir ilişki olduğunu görebilirsiniz.
Ama bütün bunlardan daha kötüsü Japonların veya herhangi feodal ahlak üzerinden yaşayan Batı dışı bir toplumun inanılmaz derecede zihinsel aggressiyona sahip bir ruhban sınıfını tanımamalarıdır... Hiristiyan ruhban sınıfı bedensel agrressiyona hakim olmakla birlikte zihinsel aggressiyonu arttırmış ve bu ruhbanlık ile bağdaşmayan enerjiyi de tamamen politikanın hizmetine sunmuştur.
İçten pazarlıklı, zihinsel savaşa hazır değillerdi Japonlar. Bunu tanımıyorlardı ama öğrendiler. Yani doğu toplumları 'ya savaş, ya da barış' gibi çok saf iki zıt durum arasında giderken, hiristiyan ruhban sınıfı bir üçüncü yolu getirmiştir.
Peter Kirsch in kitabından anladığımız kadarı ile o zamanki Japon toplumunda dinin yeri Batı toplumlarında olduğundan farklı idi. Bir kere merkezi politik idare olmadığı gibi, tek bir din de yoktu... Bir çok budist önderler ve onların peşlerinden gidenler vardı ve bunlar da kendi aralarında tartışmaya düşebiliyorlardı. Japonlar bu 'kirişitan' ismini verdikleri tuhaf tipleri herhangi bir budist gruptan farklı görmüyorlar ve pek ciddiye almıyorlar.
Yani ilk gelen Portekizli cizvitlilerin serbest dolaşma hakkı varken, ne zaman 30 000 kişilik topluluklar ile Budist tapınaklara saldırmaya başlamışlar, o zaman yöneticiler uyanmış ve artık Portekizlileri istemiyoruz demişler. Ama Portekizlilerden kurtulmaları hiç öyle kolay olmamış.
İşte Şogun idaresi bu misyoner istilasına karşı geliştirilmiş askeri bir sınıf. Japonlar haklı olarak 'misyonerliğe hayır ticarete evet' diyorlar. Kendilerini Portekizli düşmanı ( o sıralar savaş var Portekiz ve Hollanda arasında) ve hiristiyan değil ama Hollandalı olarak tanıtan Hollandalı tüccarlar ile çalışmaya başlıyorlar. Şogun onlara da ama serbest dolaşma hakkı vermiyor, onlar için bir ada yaptırıyor ülkenin ücra bir köşesinde... Enteresan değil mi?

Hiç yorum yok: