2007-08-01

Geldiği gibi

Eveet, bugün aklımda belirli bir konu yok. Ama bilgisayarla başbaşa kalabilmiş olmayı değerlendireceğim ve yazacağım. Bugün güneş takvimine göre 1 Ağustos 2007 Çarşamba. Islamın ay takvimine hala aynı aydayız. Recep ayındayız ve bugün ayın 17 si bazı takvimlerde, ama başka bazı takvimlerde de 16 sı yazıyor, yer değişikliği ile ilgili herhalde. (?)
Dolunay idi geçen günlerde ve benim için zor günlerdi. Bu sene bende ay hassasiyeti başladı. İnsanda birden bire bir alerjinin tezahür etmesi gibi... Daha ay dolmaya başlarken giderek sinirleniyorum ve dolunay da kurt kadın oluyorum.
Ben bu seneye kadar böyle şeylerle uğraşmazdım, ayı bile tesadüfen bilgisayarın ekranından fark ederdim. Kafamı kaldırıp gökyüzüne bakan bir tip bile değildim. Ama birdenbire gökyüzü ve yıldızların da artık internet, televizyon veya şehir hayatının yozluğu ve curcunası içerisinde bir parça doğa olduklarını keşfettim, bakılıp, incelenmesi gereken...

∗∗∗

Rousseau ile ilgili söyleyecek çok şey var tabii ama Türkiye bağlamında eklemek istediklerim var. Osmanlı nın Batı yı algılayışı Fransız Hegemonisi zamanında oluştuğu için o zamanın izlerini ve bakış açılarını
taşır içerisinde hala. Evrenselcilik Batı nın geç oluşan (aynen güneşin doğuda doğup batı da batması gibi) hegemonyasının bir kendi kendini anlama şeklidir. Batı dışı toplumların bu konuda dikkatli olmaları gerekirken, tam doğulu bir duygusallık ile subje ve obje arasında fark gözetmemeye çalışmışlardır... Çünkü bu aynı zamanda medeniyetin, idealistliğin bir şekli idi ve hala da öyle... Karşıdakini kendinden ayırmamak toplum hayatının bir utopi yaratma noktasıdır ve filozoflar arasında yaygındır...
Bizde de bu yüzden bazı filozoflar sanki bu toplumun bir parçası imiş gibi topluma lanse edilmişlerdir... Halbuki 'büyümek' hep bu farkındalıkları ayırt etme üzerine kurulmuştur. Türkiye deki toplumda da ilerleme olduğunda toplum daha tutucu ve kendini daha çok ayırt edici olacaktır. Bu işin biraz doğasında var. Bu yüzden ben Rousseau yu incelerken onun 'yersizleştirilmesi' ne, karşı çıktım...('entlokalisieren' asıl düşündüğüm dilde) Her insanın bir yeri, bir yurdu vardır ve bu faktör onu etkiler. Bu demek değildir ki, onu tamamen anlatır, hayır bu da ibrenin ölçüsünü kaçırmak olur bakış açısında... Bunu da abstraksiyon idealine ihanet etmek, insanları birbirine düşürmek için değil, daha büyük bir birlik tahayyülünü en azından utopi noktasında düşleyebilmemiz için yaptım. Birliğe giden yol varsa da, bu yolun farklılıkları anlayarak ancak olabileceğini, bu konuda biraz fazla aceleci olabilecekleri uyarmak için yaptım.
Rousseau nun Cenevre li olması, kalvinizim ve katolizmin etkileri altında büyümüş olması önemlidir... Geliştirdiği politik modellerin arka planında hep Cenevre vardır Rousseau nun aklında. Fransa gibi büyük satıhlı bir coğrafya için belki başka modelleri bile düşünebilirdi Rousseau. Ama inanın yüzyıllar sonra Türkiye deki etkisini aklından bile geçiremezdi Rousseau yaşadığı zamanlarda...
Bir de şunu düşünün ki Batı da daha o zaman böyle insanlar varmış (Türkiye de şu anda bile ne öyle bir kamuoyu, ne de aydınlar var, bence olmayacak da...Olmaz da...) ve devrimi yapanlar zaten burjuva idi. Yani burdaki bazı solcuların Fransız Devrimi ne veya Bolşevik Devrimi ne öykünmeleri pek mantıklı değil. Çünkü Fransız Devrimi ni yapanlar Türkiye de hala olmayan ve gelişmesi de pek mümkün olmayan bir sınıf...Ayrıca da denkliğini ararsak aslında 'devrimciler' in nefret ettiği sınıf... Yani Batı nın kategorilerinin sadece duygusal bir empati ile taklit edilmesi, Batı dışı toplumları sadece kendi kendine yabancılaştırır bence... Çok detaycı ve titiz olmak gerekir doğudan batıya bakarken, duygusal, empatik coşku aramak yerine... Tabii ki insanın doğası ikincisini tercih etmeye daha yatkındır ama kuşkucu olmak bence kötü birşey değildir....

Hiç yorum yok: