2007-08-24

Günün getirdiklerl

Zaman kıtlığında belli konulara konsantre olmak zorunda kaldım, çok fazla gazete de okuyamıyorum bu aralar. Bu yüzden elime ne geçiyorsa, değerlendirmeye çalışıyorum.
'Türkiye de niye sol yok ?' sorusu çok derin tartışmalara gebe bir konu bence. Ayrıca benim için daha derin ve temel bir konunun parçası bu tartışma. Doğu - Batı farklılıkları... Ne kadar dejenere olmuş bir konu olsa da, inanılmaz zor bir konu bu. Böyle durumlarda bazen bakış açısını değiştirmek daha doğru olabiir. Yani neden böyle bir soru sorma ihtiyacını duyuyoruz ? Konuya başka türlü yaklaşılabilir miydi? Konuyu bu yüzden modernite ve batı dışı toplumlar olarak çerçevelemek daha doğru olacak herhalde.
Fazla akademik olmak üzereyim, halbuki bu blog gerçekten profosyonel olmayan yazılar için.
Türkiye deki insanlara bazı şeyleri anlatmak lazım, ama nasıl anlatmak lazım ? Toplumsal olarak iyi olan birşey, bireysel olarak iyi olmayabilir. Veya tam tersi. Türk insanı bunu anlamak istemiyor. 'Hep bana, hep bana!'. 'Herkesin herkesle savaşı doğaldır; Türk türkün kurdudur.' Bu yazılmamış kuralları bilerek bir kere bütün basitliği ile tasvir etmek istiyorum. Hobbes a la turca burdaki temel zihniyet. (Uçak kaçırılması olayına da çok güldüm. Pilotlar bile kaçmış. Yazıyı okudukça teröristlere acımaya başladım.:-) Bu yüzden de kısmen Osmanlı battı. CHP tabii ki sol tandanslı bir hareket idi en başında, yoksa o zamanda aynen şimdi olduğu gibi Osmanlı ve İngiliz hayranlığı duyanlar, Atatürk ü ve onun temsil ettiği hareketi küçümseyenler vardı. Yani Atatürk ün karşıtları sadece küçük burjuva dinciler değildi. Cengiz Aktar ın doktora tezi mesela bu konuda bir fikir verebilir. Ben ama Atatürk ün herşeye rağmen birçok konuda haklı olduğunu düşünüyorum. Kitleler politika yapmaya alışık değilse, hiçbir şey bilmiyorlarsa, orta sınıf çıkarmak çok zordur o kitleden... Orta için savaşana iki tarafta karşı çıkar. Bu yüzden zaten bir takım kapitalist alt ortayı kendine yandaş olarak yamamaya çalışıyor... Ahh canım demokrasi, ahh cicim demokrasi...Bu şu anda birçok ülke de olan bir durum, sadece Türkiye ye özel bir durum değil.

Bugünlük bu kadar, bu da asla bitecek bir konu değil...

Milliyet, 24 Au 2007

Yeni bir sol tartışması

Bir süredir düşünce çevrelerinde bir tartışma başladı. Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Yılmaz Esmer çeşitli mülakatlarda yeni bir sol seçmen yaratılması gerektiğini belirtiyor.
Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Hasan Bülent Kahraman da Atatürkçülüğün sol için reddedilmesi gerekmediğini, hatta ilericilik anlamına da gelebileceğini, ancak CHP'nin belli bir Kemalizm tanımına teslim olduğunu ve bu anlamda solla hiçbir ilgisinin kalmadığını savunuyor.
Kısacası, her iki düşünce adamı da ülkemizde sol bulunmadığını, fakat bunun yeniden yaratılabileceğini savunuyor.
Dünkü yazımızda biz de benzer bir görüşü savunduk. Tekrarlamakta yarar var. CHP kuşkusuz başlangıcında bir çağdaşlaşma ülküsü taşısa da sol bir parti olarak kurulmamıştır.
1940'lı yıllardan 1960'lara kadar CHP'nin savunduğu fikirler de (rejimi ve hukuku korumak) Batı'da muhafazakâr siyasetin temel unsurları olarak nitelenir. Diğer bir deyimle, CHP kültürel anlamda ilerici niteliklere sahip olsa da, sosyal olarak Batı soluna göre tutucu kalıyor.
1970'li yıllarda Ecevit'in önderlik ettiği ortanın solu hareketi temel olarak bu sosyal tutuculuğu aşmayı, seçkinci, devletçi bir parti olmaktan kurtulmayı hedefliyordu.

Sosyal tutuculuğun aşılması
1970'lere kadar sosyal adalet ve özgürlük fikirlerine bir hayli mesafeli olan CHP o yıllarda bugünkü genel başkan Deniz Baykal'ın da (özellikle düşünce mutfağında) içinde bulunduğu o hareketle bu sosyal tutuculuğu, geniş halk kitlelerinin adalet arayışını dillendiren bir söylemle aşmaya çalışıyordu.
CHP o tarihlerde düzene ve sisteme muhalif bir parti olmaya başlamıştı. Bugün ise yine düzeni yahut rejimi koruyabilmek için cansiperane mücadele veriyor.
Deniz Baykal'ı bizim gibi uzun yıllardır tanıyanlar (ki bir hayli azaldı) çok iyi bilirler ki, CHP hakkında yapılan sosyal analizleri hem kariyeri hem de düşünce dünyası itibariyle en iyi anlayacak kişilerden biri odur.
Ama ne talihsiz bir durumdur ki, 1970'li yıllarda karşı mücadele verdiği o yapıya CHP yeniden dönüşmüştür. Ve ne yazıktır ki, artık halk (özellikle de dar gelirliler) sol denilince Batılı anlamdaki sol fikirleri değil, tıpkı o 1930'lu yıllardaki gibi seçkinci, devletçi anlayışı algılamakta.

Baykal'ın çabaları
Belki de bu nedenle Baykal iki kez denemede bulunarak, birinde Anadolu solu diyerek, diğerinden de sağdan adaylar alarak bunu aşmayı denedi. Ama her ikisinin de çöktüğü görülüyor.
Kısacası, halk solu Batılı formattan farklı algılıyor. Zaten CHP de o formattan çıkmış durumda. Şimdi solculuk nedir diye bir toplumsal araştırma yapılsa "başörtü karşıtlığı" yanıtı bir hayli yoğun çıkabilir.
CHP yeniden sola doğrultulmasının zorlukları ortada. Üstelik 1970'li yıllardaki egemen olan düşünce rüzgârları da gücünü yitirdi. Türkiye'ye özgü yeni bir sol seçmen tanımı ise çok zor bir uğraş. Çünkü ülkemizdeki sınıfsal yapı ya da bilinç Batı'daki gibi berrak değil.
Bu nedenle Yılmaz Esmer'in önerisi asıl çözüm olsa da pratikte oldukça çetrefil görünüyor. Çünkü o yeni sola örgütlenme ağını sağlayacak (örneğin sendikalar gibi) bir mekanizma bulunmuyor.
Belki de şu aşamada neo-liberal politikaların yerine ne konulabileceğini topluma aktarabilmek ve yeni bir umudun olduğunu anlatabilmek işin en doğru başlangıcı. Özgürlük, adalet ve dayanışma duygularını benimseyen toplumsal kesimler nereye yönelirse orası sol olacaktır.

Hiç yorum yok: