2007-08-23

Yeniden siber!

Okuyabilmek ve yazabilmek ne büyük lükslermiş meğer Allahım! Okuyabilmek ve yazabilmek alışkanlığın dışında aynı zamanda bir yaşama şekli imiş. Bu halkın neden çoğunluğunda bu alışkanlık yok, bunu da anlamak gayet kolay; olmuyor...Vakit yok. Hava ısıdan başka birşeyi düşündürmeyecek boyutta. Klima bana artık hep alışveriş merkezlerini hatırlatıyor... Beynimde klima ve alışveriş merkezleri en kısa yoldan serbest çağrışım uyandırır hale geldiler. Kısa devre oluşuyor bazen bu sıcakta beynimde. Gazetede de hep 'Bitti, bitecek, gidecek.' yapıyorlar, ama sıcak hava dalgası hala devam ediyor... Kendimi Viyana daki gibi hissetmeye başladım bir an. Orda da hep soğuk hava bitecek diye yazılar çıkarlardı gazetelerde. Kötü hava geçecek, yağmur gidecek diye. Burda tabii yağmur iyi hava demek oluyor. Yağmur burda 'şıklık' gibi birşey oluyor, bol ormanlı ve ağaçlı bir şehirle karşılaştırılamayacak bir işlevi var burda yağmurun...
Tabii Istanbul un her köşesine gelişi, güzel serpiştirilen, olmayan Belediyelerin olmayan planları dışında uyanık mütehaitlerimiz tarafından her yere serpiştirilen binalar fotosentez yapamıyor, dolayısıyla şehre inen yağış azalıyor. Ama bu yükselen magandalık politikada prim yaptığı için, çare son derece yozlaştırılmış, içi boşaltılmış eski geleneklerin duygusal itibarinı siyasi ranta dönüştürme çabası haline dönüşüyor. Yağmur duaları sefaletini kastediyorum... Bunun inanıp, inanmamak ile ilgisi yok, aptallığın, cehaletin siyasi 'uyanıklığa' dönüştürülmesi nerde görülmüş ?
Aşağıdaki yazının benim bugünkü blogum ile doğrudan ilgisi yok ama kaç gündür gazeteye bakamıyordum bile. Bugün hiçbir şeyin değişmediğini, herşeyin bıraktığım yerde devam ettiğini görünce, bu yazıyı buraya almak istedim.

Milliyet, 23 Agustos 2007, Perşembe
Hurşit GÜNEŞ Gösterge
Eğitimliler, varlıklılar CHP'yi yeğliyor. Neden?

1999 seçimlerinden CHP baraja takıldığında Genel Başkan Deniz Baykal istifa etmiş ve olağanüstü kurultay toplanmıştı. Kuşkusuz seçim yenilgilerinin başlıca sorumluları liderlerdir. Fakat o tarihte gelinen noktanın doğru dürüst bir değerlendirmesi yapılmamıştı.
O kurultayda toz duman içinde bir konuşma yaparak seçim yenilgisinin toplumsal nedenlerine işaret etmek istemiştik. CHP Çankaya'da, Kadıköy'de ve Karşıyaka'da güçlü görünürken, yoksullar CHP'ye oy vermemişti.
Seçmeni ve aday kadroları yaşlanmıştı. Parti tabanını uyandırmak için, bu nasıl sol parti, diye çıkış yapmıştık. Aradan tam 8 yıl geçti, yine benzer bir sonuç alındı. Dar gelirliler CHP'ye oy vermedi. Ama eğitimliler, üst gelir grupları CHP'ye daha fazla oy verdi.

Seçmen tablosundaki asimetri
Kısacası, bugün CHP'nin geldiği noktayı liderin imajına bağlamak bir kaçıştır, kolaycılıktır. Kuşkusuz CHP'nin demokratik olmayan iç yapısı ya da liderinin toplumda yarattığı imaj seçim sonuçları üzerinde etkili olabilir. Ama seçmen tablosunda görülen bu asimetrik durum, aslında sorunun ne denli ideolojik olduğunun açık bir göstergesidir. CHP mevcut söylemiyle hedeflediği seçmen kitlesinden oy alamamaktadır. Sorunun özü de buradadır.
2004 yılında bu amaçla AÇILIM dergisi çıkarılmıştı. Birçok sol aydın buna katkı veriyordu. Amaç tıpkı 1970'li yıllardaki Özgür İnsan dergisi modeliyle CHP'ye yeni bir yön vermekti. Bu yönün özü de dar gelirli kesimlerin yeni beklentilerini karşılayacak yeni bir siyasal söylem yaratmaktı. Oysa aynı dönemde CHP içindeki muhalefet dar bir bakış açısıyla nasıl Baykal'ı devirir de yerine geçeriz hesapları yapıyordu. AÇILIM da finansal zorlukların içinde zorlanarak tıkanıp gitti.
CHP kendini sol olarak tanımlayıp dar gelirlilerin ona oy vermemesi neye bağlanacak? Dar gelirlilerin sosyal adalet arayışı yok denemeyeceğine göre, ya dar gelirli seçmenler soldan farklı bir anlam çıkarıyor, ya da CHP aslında solculuk filan yapmıyor, ya da her ikisi.

Tutuculuk nedir ki?
Bugün CHP en çok cumhuriyeti, hukuku ya da rejimi "korumak" (muhafaza etmek) gibi değerlere dayanıyor. Oysa Batı düşünce açısından bakıldığında bunlar muhafazakârlığı ya da tutuculuğu ifade ediyor. Bu anlamda CHP'nin ilericiliği tartışılabilir. Nitekim Batı'da sosyal demokratlar hukukun varlıklı kesimi koruduğunu ve sosyal adalet sağlamadığını savunur.
Onlara göre mevcut düzen sermaye sınıfının ürünüdür, bozuktur ve değişmelidir. Devlet ve bürokrasi de varlıklıyı korur. Bu nedenle halk ona karşı direnç göstermelidir.
Öte yandan, CHP yönetimi de iktidarın laiklikle bağdaşmayan bir geçmişten geldiğini vurguluyor. Gerçekten Çankaya Köşkü'ne uzlaşmaksızın egemen olma arzusu aydın kesimi ürkütüyor. Nitekim eğitimli kesimin CHP'ye daha fazla yönelmesinin altında bu kaygılar bulunuyor.
CHP mevcut konumundan tamamıyla sıyrılsa devletin çağdaş ve laik yapısının tehdit altına gireceği düşünülüyor. Fakat bu aynı zamanda diyalektik biçimde CHP'yi 1940'lı yıllardaki konumuna itiyor.
1950'li yıllarda dünyada "ılımlı İslam" tezleri ya da hareketleri yoktu. Bugün var. Fakat o zaman da CHP aynı sosyal kesimlere sıkışıp kalmıştı, bugün de. CHP bu sıkışık durumundan bir tek 1970'li yıllarda kurtulmaya başlamıştı. O da saman alevi gibi 1980'lerde söndü gitti.
Varlıklı ve seçkin kesimin partisi haline gelmiş CHP'yi kalıcı biçimde yeniden bir sol parti haline getirebilmek mümkün müdür? Tartışacağız.

Hiç yorum yok: