22 Kasım günü (Dünya Felsefe Günü) aklıma yazılacak çok şey gelmişti ama ondan sonraki iki gün herşeyi sildi. Çünkü çok güzel günler idi. (23, 24, 25 Kasım ı kastediyorum. Bir fotoğraf ile bu günlere döneceğim umarım.) İnanılmaz bir güneş vardı ve Istanbul boğazı beni yine büyülüyordu.
Neden felsefe ile ilgili bir konuşma gününde felsefe ile ilgili birşey yazmadım ? Sadece gözlem yazıları yazdım? Çünkü kendim de felsefeciyim de ondan... Gözlem pozisyonundan çıkmam gerekir eğer kendim de felsefi birşeyler söylemek istiyorsam.
Ama çok şey düşündüm ve yeni şeyler de öğrendim. En önemlisi de bu sanırım; yeni şeyler öğrenmek.
Yine ama gazeteci stili ile en sonda söylenecek şeyi en başta söylemek istiyorum. Çünkü önemli gördüğüm şeyleri en başta söylemek istiyorum.
Nietzsche Salonu nda olan iki tane Türk konuşmacının 'bildirileri' bana fazla savunmacı (defensiv) gözüktü. Yani sanki çekildikleri kuleden kapılarına dayanmış bazı 'haddini bilmezlere' söylemek istedikleri bir şeyler varmış gibi geldi bana. Felsefe yi bu kadar kenara iten, ona bu kadar kırılgan ve savunmacı pozisyon veren şeyler ne olabilir ? Türkiye de felsefe bence mutlaka özel bir durum. Buna değinmek lazım.
Felsefe nin bence tek başına okunmaması lazım üniversite seviyesinde.
Alman Ekolü her ne kadar son senelerde Amerikan stilinden etkilendiyse de, normalde hiçbir tanınmış Almanca konuşan filozof yoktur ki, sadece felsefe okumuş olsun.
Mesela açılış konuşmasına davetli olan Ottfried Höffe sadece felsefe okumamıştır; teoloji ve sosyoloji de okumuştur. Hukuk ile de uğraşmıştır. Kendisi ama bir istisna değil. Öteki tanınmış Almanca konuşan veya düşünen filozoflar da tek dal okumamıştırlar. Bunun dışında bu tip kişiler zaten başka dallar ile de biyografilerinde yer almasa bile ilgilenmiş kişilerdir. Artı ortaöğretim seviyeleri bizdeki ortalama ile karşılaştırılmayacak kadar yüksektir.
Marx ı düşünün, sadece felsefe ile ilgilenmiş olsa ne kadar kısır şeyler üretecekti. Tabii bütünsel olmak da her zaman iyi değildir, ama Almanca da Fachidiot' diye bir kelime vardır, yani sadece kendi dalı ile ilgilenip, öteki dallara kendisini kapatan kişi manasında. Bu bir eleştiridir.
Felsefe çok dar bir alana sıkıştırılmak isteniyor bazen. Ben bunu doğru bulmuyorum.
Çift anadal (double major) eskiden pek yaygın birşey değildi, giderek yayılıyor ve bu bence umut verici. Bu o ülkenin genel kültür seviyesinin artması ile ilgili birşey.
Viyana da felsefe 'kombinasyona zorunlu' bölümlerden idi, ama bir tek dal veya 'ders kombinasyonu' denen şey yetiyordu. Almanya da bildiğim kadarı ile iki yan dal seçme zorunluluğu vardı. (Şimdi bunlar değişiyor tabii, sırf üniversite diploması alabilmek için yapılan ticari girişimler ile 'bachelor' derecesinde tek dal üzerine eğitim veren kurumlar da var. Bunun tabii ki dünyadaki güncel A.B.D. ve İngiliz 'neoliberalizmi' ile bir ilgisi var. Biraz sivri bir cümle olabilir ama son yıllarda ülkelere (ülkeciklere) yapılan baskılar, bütün uluslararası hukuka rağmen işgal edilen yerler niye insanlarda infial yaratmıyor, ben bunu anlamıyorum. Ben de yaratıyor.)
Tam tersini de iddia etmiyorum, yönetimler faşizan olabilir ama tabii ki halklar düşman olmamalıdır. Çok mükemmel şeyler yazan İngiliz ve Amerikan filozofları olacaktır, bunların da okunması gerekir. Yine de politik olarak baskıcı bir dönemden geçtiği Orta Doğu nun açıktır. Bu durum ile başetmek için yine eğitime ihtiyaç var, ama eğitimin göstermelik bir etiket, bir sosyal sınıf sembolü olmanın dışına çıkamadığı tip kurumlar yaratılırsa bir ülkede, o ülke biraz zor kurtulur bazı baskılardan...
....
Felsefe bilim ve sanat ile beslenir, asla kendine bunları rakip olarak görmez, göremez.
Gerçeklik konusunda bilimi, sanatı, dini küçümseyen bir filozof olabilir mi? Bence bu utanç verici olur. Tam tersine bilim ve sanat, hatta bazen din filozofu 'besler'. Disiplinlerarası işbirliği gereklidir, 'kavga' değil. Felsefe duygusal dogma üretme sanatı değildir, tam tersine dogmaları sorgulama, eleştirme yeridir. Normalde bu tonda yazmam mesela, kendimi yine ilkokul öğretmeni gibi hissediyorum, ama insan ister, istemez Istanbul da böyle şeyler söylemek zorunda kalıyor...
Felsefe bir taraftan 'din' ile 'kavga edecek', bir taraftan sanatı ve sanatçıları küçümseyecek, bilime karşı da ikircikli bir tavır sergileyecek... Bu çok hasta bir ruh olur. Böyle tipler var ama maalesef, yoksa bu satırları yazmazdım.
...
Richard Rorty, 'Contingency, Irony and Solidarity' kitabında bir filozof hayal ediyor diyebiliriz gelecek için. Eski tip filozof için de 'Metafizikçi' kavramını getiriyor, ki bence çok uygun bir kavram...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder