Mayıs ayı Türkiye de rezaletler ile başladı, rezaletler, skandallar ile devam etti. 1 Mayıs rezaletinden sonra Mayıs sonuna doğru hükümetin muhalefeti dinlediği anlaşıldı. Hükümetin halkın aleyhine polis ile yaptığı işbirliği zaten 1 Mayıs ta kendini göstermişti. Sağ abluka rejimlerinin polisi yanlarına almaya çalışması sık görülen birşeydir maalesef. Ayrıca sadece Türkiye de olan birşey değil. Ama tabii ki bir sistem bozukluğu.
Bu konuda aslında aklımda uzun bir serbest çağrışım zinciri var. Viyana daki en son yürüyüşü hiç unutmadım... Ben Türkiye deki demokrasi açlığından olacak Viyana daki hiçbir öğrenci yürüyüşünü kaçırmamaya çalışırdım. En son yürüyüş, fazla dağılmadan en son yürüyüşe geçelim. En son yürüyüşte her zamankinden daha çok polis vardı. Öyle bir an geldiki polisle, öğrenciler yüzyüze geldiler. Ben de en önlerde olduğum için direkt bir polisle gözgöze geldim. Polis benden (tabii şahsımdan değil, ama insan aynı zamanda bir konumdadır bir toplumda) iki kere nefret ediyordu.(bir kere üniveriste öğrencisi olduğum için, ikinci kere yabancı olduğum için) Yüzündeki nefret ifadesini keşke optik olarak kaydedebilseydim...Ama hafızama kazındı. Bir kere bir cins polis için (ki bu burda da böyle) üniversite öğrencisi nefret edilecek bir konumdadır.
Üniversite öğrencileri bir cins polise (hepsini demiyorum) bütün isteyip de yapamadıklarını, aşağılık komplekslerini hatırlatır.( Hatırlayın İzmir de bir doktoru polisler sırf sınıf nefreti ve kini ile nasıl dövmüşlerdi bu sene.) Genellikle ne maddi, ne manevi sermayesi olmayan kesimden mecburen devşirme bu sınıf, Türk usülü diyebileceğimiz derin yaralara, çabuk ve geçici çözüm bulma dürtüsü ile yaratılmış, bir tür boşta kalmış vasıfsız erkek enerjisini topluma faydalı duruma getirmeyi amaçlamış ama tam olarak başarılı olamamıştır. Sorunun özünde her meslek grubundan kaliteli insanlar yaratmak yerine, sınıf sorununu çözememiş bir toplum vardır. Bu sorunlar tabii yurtdışında da var, ama olayın derecesi farklı... Mesela o polis benden nefret etmesine karşın durduk yerde kafama copla vurmadı. Ki bu bir rezalet olurdu. Türkiye de değil elinde pankartla yürüyüş yapana, yolda oturup kendine gelmeye çalışan kadına vuruyordu polis... Nasıl bir nefret ve aşağılık kompleksi ile dolu olması lazım ki bir insanın böyle bir şey yapması için... Bir de tabii aptal olması lazım, her taraf gazeteci dolu iken... Ama 'büyükleri' onu korurlarsa, ülkede adaletten nasıl söz edebilirsin ?
AKP telekulak skandalına 'yüzsüz hırsız evsahibini bastırırmış' vari cevaplar verdi. Yine şok. Özürü kabahatinden büyük diye bir laf vardır... Aynen öyle...
Eleştirilere mantıklı cevaplar vermek yerine giderek bir histeri krizine girmeye başladılar...Histeri krizleri kelimelere kendini düzgün şekilde aktaramazlar ama eğer aktarabilselerdi şu mesaj ortaya çıkacaktı...
'Biz kendimizi ne kadar sevsek azdır, biz 'millettiz' siz 'kötülersiniz.'
Böyle saçma birşey olabilir mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder