ADALET ve Kalkınma Partisi hükümetinin 2004 yılı eylül ayında yeni Türk Ceza Yasası'nı TBMM'den çıkartırken getirdiği bir düzenleme, bugün Türkiye'de basın özgürlüğünün üzerinde asılı duran büyük bir kâbusa dönüşmüş bulunuyor.
Sorunun kaynağında, 5237 sayılı TCK'nın 285 maddesinde “Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmünün getirilmiş olması yatıyor. Basın yayın yoluyla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılıyor.
AYNI SUÇA İKİ AYRI CEZA
İlginçtir ki, aynı suç yine 2004 yılında TCK'dan yaklaşık 4 ay önce yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Yasası'nda da düzenlenmiş ve 19'uncu maddede şu hüküm getirilmişti:
“Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya dava açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, iki milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.”
Görüleceği gibi, aynı fiil, aynı yıl, iki ayrı yasada iki ayrı şekilde düzenlenip, iki farklı yaptırıma bağlanmış. Birinde hapis, diğerinde para cezası var.
Bu gibi durumlarda başvurulan evrensel hukuk kuralına göre, konuyla ilgili özel yasa var ise özel yasanın uygulanması esastır. Bu durumda TCK'nın değil Basın
Yasası'nın uygulanması gerekir.
Ayrıca, iki yasanın çatışması halinde sanığın lehine olan yasanın uygulanması da yine evrensel hukukun gereğidir. Bu durumda da sanığın lehine olan, özgürlüğü kısıtlamadığı yalnızca para cezası getirdiği için Basın Yasası'dır.
Ancak uygulamada Savcılar daha çok TCK 285'i devreye sokmaktadır. Bu madde artık muhabirlerin ve yazı işleri masalarının korkulu rüyası haline gelmiştir.
DAVA SAYISI 5 BİNİN ÜSTÜNDE
TCK 285, en çok Ergenekon soruşturması için işletiliyor. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, geçen yıl kasım ayında, yalnızca Ergenekon soruşturması çerçevesinde gizliliği ihlalden açılan davaların sayısını 4 bin 139 olarak açıklamıştı. Ergin, bu rakamı henüz 2010 yılı için güncelleştirmiş değil. Sayının 5 bini geçtiği tahmin ediliyor.
Vahim olan durum, davaların bir bölümünün artık sonuçlanma aşamasına gelmesi ve birbiri ardına çıkmaya başlayan mahkumiyet kararlarıyla birlikte sıkıntılı bir tablonun belirmesidir.
Burada yaşanan sıkıntılar basın yelpazesindeki her grubu, her gazeteyi etkileyen Türk basınının genel bir sorundur.
Örneğin, Doğan Grubu'ndaki yayın organları için TCK 285'ten açılan davaların sayısı 644'tür. Bunların 395'i Ergenekon, diğerleri Ergenekon dışı davalardır. Bu sayı içinde Milliyet 213 dava ile birinci gelirken, onu 160 dava ile Radikal ve 124 dava ile Hürriyet izliyor.
Diğer gazetelerden örnek vermek gerekirse, Taraf için TCK 285'ten açılan davaların toplamı 310'dur. Star gazetesinde bu sayı 407 dolayındadır. Star'da gazetenin Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar üç ayrı davadan toplam 50 ay hapis cezasına çarptırılmış, cezalar ertelenmiştir. Tayyar hakkında ayrıca 40 dolayında dava devam ediyor.
TCK 285, gazeteciler açısından Ergenekon dışındaki soruşturmalarda da sıkıntı yaratıyor. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında bir dizi önemli habere imza atan Radikal muhabiri İsmail Saymaz'ın durumu buna örnek verilebilir. Saymaz, toplam 84 yıl hapis cezası üst sınırı eşiğinde olmak üzere toplam 10 ayrı davadan yargılanıyor.
SORUN YALNIZCA TCK 285 DEĞİL
Buraya kadar verdiğimiz örnekler ağırlıklı olarak TCK 285'le sınırlıdır. Bunun dışında TCK'nın gazetecilere karşı işletilen başka maddeleri de söz konusudur.
Hrant Dink'in ölümünde devlet görevlilerinin ihmallerini ortaya koyan belgeleri yazdığı için devletin gizli bilgilerini açıklamayı yasaklayan TCK 336'dan yargılanan Vatan gazetesi muhabiri Kemal Göktaş'ın durumu bu fasıldaki en çarpıcı örneklerden biridir. Göktaş'ın dosyası, 2'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nden Özel Yetkili Mahkemeye gönderilmiştir. Göktaş, bu durumda Dink'in katilleriyle birlikte aynı adliyede, belki de aynı mahkemede yargılanacaktır.
Terörle Mücadele Yasası'ndan dolayı yargılanan, mahkumiyet alan gazetecilerin durumu ayrı bir yazı konusudur. PKK'nın açıklamalarını haber yapmak bile dava konusu oluyor. Örneğin Milliyet muhabiri Namık Durukan PKK'nın internet sitesinde çıkan bir açıklamadan yaptığı haber nedeniyle 7.5 yıl hapis cezası talebiyle yargılanıyor. Gazeteci İrfan Aktan'ın aldığı 1 yıl 3 ay hapis cezası son dönemdeki bir başka düşündürücü örnektir.
Türkiye'de basın özgürlüğü açısından giderek ağırlaşan karanlık bir tabloya doğru yol alıyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder