2008-02-07

Kurt ve Koyun

Keşke Türkiye ye bulaşmasaydık ama bulaştık bir kere... Türkiye deki zihniyetler o kadar ilkel ki, bazen siz size yapılan bütün kötü muameleyi hak ediyorsunuz diye düşünmekten kendimi alamıyorum...
Bazı duyduğum şeylere inanamıyorum...Aklım almıyor. Ama sonra ülkenin haline bakıyorum ve anlamak zorunda kalışıma üzülüyorum...
AKP lilerden bir zat entellektüel bir kitap yazmaya çalışmış. Güler misin, ağlar mısın...

Bazı yerler o kadar benim hep portresini çizmeye çalıştığım prototip düşünce hatalarını ve zayıflığını gösteriyor ki...

Sınıf kelimesini sevmezler AKP liler, bütün insanlar müslüman ve iyi olunca sınıf, mınıf kalmaz herkes mutlu, mutlu yaşar... Valla ne zeki insanlar gerçekten yavu...:-)
Bizim halkımız böyle beylik laflar duymaktan hoşlanıyor, çünkü en ufak bir sosyal analiz yapabilecek kapasitesi yok, tamamen kendi subjektif dünyasında yaşıyor (bu koyun tipi olsun) veya aşırı egoist, toplum, moplum bana karışamaz, 'iş bilenin, kılıç kuşanın' tipi ( bu da kurt tipi olsun...) taşralı kahraman erkek motivleri ile hareket eden doğal, bozulmamış 'erkek'...
Gördüğünüz gibi kurt ve koyun arasında diyalektik bir ilişki var. Yani kurdun varlığı aslında koyunlara bağlı... Çünkü bir toplumda oldukça yüksek sayıda 'koyun' tipi olmasa, bu fırlama 'kurt' tipi ortalığı boş bulup, etrafa saldıramayacak... Liberalizm ama bu değil tabii ki...
Niye şehre gelmiş kurt dağdaki kurttan daha mutsuz ve dolayısıyla daha saldırgandır? Etrafta daha çok koyun olduğunu görmüştür ve bu onu strese sokmaktadır... 'Abi ben bunların hepsini nasıl yiyeceğim?! Yaşasın yahu!' olmuştur... Ama tabii şehir hayatı onun önüne ufak, tefek engeller koyarak, onu biraz da sıkmaya başlamıştır... Gerçi Türkiye de bu böyle olmuyor... Türkiye de 'şehir' yok. Daha doğrusu 'dağ' ve 'şehir' arasında sınırlayıcı kurallar bakımından pek bir fark yok...Tabii böyle, böyle semizlenen kurt, ben daha ilerideki şehirlere de gideyim, orda da çok koyun vardır, daha da büyürüm diye düşünüyor... (İlk önce genellikle Orman-Şehir e geliyor ve orda başarılı olduğu zaman kendini Ortadoğu ve Balkanların hakimi olarak ilan ediyor ve hemen akabinde Avrupa yı fethetmeye kalkışıyor.)
Bir bakıyor ama koyunların değil tilkilerin yaşadığı bir yere gelmiş... Kendi ülkesindeki orman kuralları geçerli değil...Çok kızıyor... Etrafta ama yeterince kurt da yok. e tabii öteki kurtlarla savaşa, savaşa etrafta kurtta bırakmamıştı, ne güzel ilerleyecekti ama işte bu şehir çok başka onun tanıdıklarından... 'Burda kurtları eziyorlar, kurtların bir araya gelip, kendilerini savunmaları gerek gibi' SOSYAL fikirler ilk o zaman aklına geliyor nedense... (Halbuki tilkiler ona iş verseler, onların hizmetinde kimbilir ne vahşi bir kurt olarak ilerlemeye devam edecekti, ama tilkiler ona 'Sen bir kurtsun, tilki değilsin.' dediklerinde birden sosyal olmak geliyor aklına...Halbuki kendi 'orman-şehrindeki'
'bozkurtları' hep küçümserdi, 'klass kurt parası olan kurttur, kimseye ihtiyacı yoktur.' gibi kendisinin 'liberal' zannettiği, aslında bizatihi Orta Asya lı kurtun doğal hali olan vahşiliğini meziyet sayardı o güne kadar... Toplumcu kurtları küçümserdi, çünkü toplum gibi bir kavram yoktu ki kafasında... Kendisinin kim olduğunu, ne olduğunu biliyor muydu? 'İş bilenin, kılıç kuşananın' hayatının tek 'bilge' öğretisi idi... Bütün dünya bu zeki kurdu bekliyordu kapılarını sonuna kadar açmış olarak... Parası olan kurt istediği yere gider, istediğini yapardı...
Dünya parası olan kurtların değil miydi? O bilerek ve bütün koyunları ezerek, çiğneyerek, üstün gelerek zengin bir kurt olmamış mıydı? Niye ona bu pis tilkiler 'koyun' muamelesi yapıyorlardı ? O bir kurttu, bir koyun gibi tembel değildi, onlara faydası olabilirdi...

Batılı toplumlarda artık kurt da yok, koyun da... Bu yüzden bizim Anadolulu bazı tiplerimiz (herkesi kastetmiyorum tabii) kendini Batı da çok mutsuz hissedebilirler. Çünkü orda herkes tilkidir ve sosyal düzen de bir tilkinin karşıdaki tilkinin kendisi kadar güçlü ve zeki olduğunu bilerek ona saldırmama ilkesine uymasına dayanır...
Kurt aynı zamanda 'şövalye etiği' olandır... (Bakınız Norbert Elias, Prozess der Zivilisation, iki cildi de okuyun lütfen. Bir klasiktir ve bence kesinlikle okunması gereken bir klasiktir) Eskiden Osmanlı da bir yeri savunan savaşçılara oranın tarım geliri bırakılırdı veya bir anlaşma yapılırdı... Bu savaşan erkek tipi evulusyan da 'işbitirimci', 'girişimci' erkek rolüne dönüşmek zorunda kaldı... O gün bugündür, biraz paraları olunca kendilerini gerçekten eski zamanlarda olduğu gibi 'üstün savaşçılar' olarak görüyorlar... Halbuki dünyayı yaklaşık bir 500 yıl geriden takip ettiklerinin farkında bile değiller...

Hiç yorum yok: